Yıkım Çağı mı, Yeni Güvenlik Mimarisi mi?
MSC 2026’nın Ardından Küresel Düzenin Kırılma Noktaları
Temalar ve genel çerçeve: Bu yılki konferans “Yıkım Çağı (Under Destruction)” temasıyla toplandı. MSC Başkanı Wolfgang Ischinger’in önsözünde, uluslararası düzenin giderek daha fazla baskı altında olduğu ve “daha ılımlı reformlar yerine mevcut sistemleri parçalamayı hedefleyen radikal siyasetin yükseldiği” vurgulandı. Raporda özellikle ABD’nin, kurulu düzeni zorlayan politikalarıyla öne çıktığına dikkat çekildi; bu durumun başta Avrupa olmak üzere pek çok müttefik için güvenlik hissini “dengesizleştirdiği” belirtildi. Ayrıca Batı’da siyasal güven kaybı ve popülist söylemlere yönelim öne çıktı; halkların artık köklü değişimler vaat eden radikal aktörlere daha açık hale geldiği kaydedildi.

Avrupa Güvenliği ve Transatlantik İttifak
Konferansta en çok öne çıkan başlıklardan biri, Avrupa’nın savunma yetenekleri ve ABD ile ilişkileri oldu. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz açılış konuşmasında, Moskova’nın tehdidinin geçmeyeceğini belirterek Fransa ile Avrupa’ya ait bir nükleer caydırıcılık üzerinde gizli görüşmeler başlattığını duyurdu . Merz, ABD’ye “güven tazeleme” çağrısı yaparak, büyük güç rekabeti çağında Amerika’nın tek başına hareket edemeyeceğini, NATO üyesi kalmanın Avrupa’nın avantajı olduğunu vurguladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Avrupa’nın stratejik olarak daha cüretkâr olmasını savundu; güvenlik mimarisinin yeniden şekillendirilmesi gerektiğini ve kısa süre sonra Avrupalı bir nükleer program üzerine konuşulacağını açıkladı. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise panel konuşmasında, Britanya’nın “sert güç” kapasitesini inşa etmesi
gerektiğini belirterek, savunma sanayii iş birliğinin derinleştirilmesini önerdi. “Artık Avrupa’da bir savaşın gerektiğinde caydırılması için birleşik ve güçlü bir savunma kurmamız gerekiyor” dedi . Starmer, ABD’nin değerli bir müttefik olduğunu kabul etmekle birlikte, Avrupa içi savunma iş birliğinin güçlenmesinin Transatlantik yük paylaşımını rahatlatacağını söyledi. Konuşmasında ayrıca Britanya’nın dış politikasının doğrudan Avrupa güvenliğiyle bağlantılı olduğunu vurgulayarak, “Brexit sonrası İngiltere artık içe kapanmaz, Avrupa olmadan güvenliğimiz olmaz” mesajını verdi . Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise NATO üyeleri içinde ABD’den gelen bazı söylemlerin ittifakta “tahrik ve yabancılaşma” yarattığını ifade etti; konferansta bu konuların konuşulmasının gerektiğini söyledi. Aynı paralelde, Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius da ABD ile öngörülebilir bir ortaklık kurulması gerektiğini belirtti ve Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirmesi çağrısında bulundu. Bu hafta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Münih’teki konuşmasında ABD’nin Avrupa’nın “çocuğu” olduğunu vurgulayarak, “ABD ve Avrupa birlikte var” mesajı verdi. Rubio’nun konuşması AB’den karışık tepkiler aldı; AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen kendini “rahatlamış” hissettiğini söylerken, bazı Avrupalılar hâlâ somut taahhüt beklentisi içinde olduğunu belirtti. ABD Büyükelçisi Matthew Whitaker ise konferans açılışında yaptığı açıklamada, ABD’nin NATO’yu güçlendirmek istediğini ve Avrupa müttefiklerinden savunma harcamalarını artırmalarını beklediğini vurguladı.

Rusya-Ukrayna Savaşı ve Güvenlik Garantileri
Ukrayna meselesi konferansın merkezinde yer aldı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodımır Zelenskiy’ye göre Ukrayna’nın güney ve doğuda yoğun füze saldırıları altında olması nedeniyle hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi kritik önemdeydi. Zelenskiy, “Barış görüşmeleri için güvenlik garantilerinin ayrılmaz olması gerektiğini” ve ABD ile Avrupa’nın sağlayacağı güvenlik garantilerinin herhangi bir barış planının ön şartı olduğunu vurguladı. Konuşmasında Ukrayna ordusunun beklenenden uzun süre direnebildiğini ve bu destek için teşekkür ettiğini
söyledi. Ayrıca Zelenskiy, müzakerelerden önce Ukrayna’nın mutlaka masada olması gerektiğini tekrarladı. Kuzey Dakota Senatörü JD Vance’in geçen yıl ittifakı eleştiren sözlerine atıfta bulunarak, ABD’deki bazı yetkililerin sıkça yalnızca Ukrayna’dan taviz beklentisi içinde olmalarının yanlış olduğunu belirtti; “Amerikalılar çok sık olarak fedakârlık konusunu sadece Ukrayna bağlamında görüyorlar, Rusya’nın neyi kabul edeceğini duymalıyız” dedi. Zelenskiy ayrıca müttefiklerden Rusya’ya yönelik daha sert yaptırım ve silah gönderimi talep etti. “Müttefiklerimizden Putin’e barışa zorlayacak daha güçlü yaptırımlar ve daha fazla silah talep ediyoruz” diye konuştu. Konferansa katılan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise Ukrayna savaşıyla ilgili olarak Rus ordusunun son aylarda yaklaşık 65 bin kişilik “çılgınca” kayıplar verdiğini, dolayısıyla ittifakın güçlü olduğunu ve şu anda Rusya’nın NATO’ya saldırmaya cesaret edemeyeceğini belirtti. Rutte, “Şimdi ya da birkaç yıl sonra bile bir Rus saldırısında kazanacağımızdan emin olmalıyız” mesajı verdi.
Küresel Düzende Dönüşüm ve Diğer Gündemler
Konferansta ABD-Çin rekabeti ve küresel sistemin geleceği de tartışıldı. GIGA Enstitüsü uzmanlarının değerlendirmesine göre, Çin’in Hint-Pasifik bölgesindeki nüfuzunu artırması ve ABD’nin bölgedeki rolünün belirsizliği, katılımcılar arasında kaygı yarattı . ABD ve Çin dışişleri bakanlarının yan görüşmelerde buluşması, olası bir Trump-Xi zirvesi öncesi gerilimlerin yumuşatılmaya çalışıldığını gösterdi. Bunun yanında iklim ve çevre riskleri bu yıl konferansta önceki yıllara göre daha az yer tuttu. Chatham House uzmanlarına göre, “güvenlik gündemi iklimi gölgede bırakmış” görünüyordu. Katılımcıların çoğu silahlar, enerji ve ceza mekanizmalarına odaklanırken, kuraklık, su kıtlığı veya iklim kaynaklı göç gibi çatışma tetikleyicileri üzerinde durulmadığı eleştirildi.
Bunun yanında konferansın bir yan gündemi de Kuzey Kutbu’yla ilgiliydi. ABD Başkanı Trump’ın Grönland politikasının yankıları hâlen sürüyor. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konferans öncesinde yaptığı açıklamada, Grönland’da ABD ile güvenlik görüşmelerinin Danimarka’nın toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştı. Konferans sırasında ise Frederiksen, ABD’nin Grönland’a yönelik teklifler yapmasının “tamamen kabul edilemez” olduğunu söyledi; Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen de halklarının sürece dahil edilmeden karar alınmasını “skandal” olarak nitelendirdi. Her iki lider de Rubio ile Münich’te görüştüklerini belirterek, konunun NATO’nun toplantı masasına değil, ilgili tarafların katılımıyla ele alınması gerektiğini vurguladılar.

Çıkarımlar ve Uluslararası Güvenlik Gündemine Etkileri
2026 MSC, Avrupa’nın savunma özerkliği, transatlantik ittifakın dayanıklılığı ve Rusya-ABD-Çin rekabetinin geleceği gibi başlıklarda önemli sinyaller verdi. Somut bir sonuç bildirgesi yayımlanmamakla birlikte liderlerin vurguları uluslararası güvenlik politikasında yön değişimlerine işaret ediyor. Örneğin Almanya-Fransa arasında başlatılan “Avrupa nükleer caydırıcılığı” diyalogu ve Britanya-AB iş birliğinin güçlendirilmesi kararlarına ilişkin mesajlar, NATO içindeki yük paylaşımı tartışmalarını hızlandırabilir. Öte yandan ABD’nin “yakın dost” mesajı ve müttefiklerinden savunmaya daha fazla katkı beklentisi, Transatlantik ilişkilerde yeniden güven tesisine yönelik adımları işaret ediyor. Ukrayna’ya destek çağrıları ve yeni yaptırım paketleri, savaşın seyri üzerinde belirleyici olacaktır. Kısacası MSC 2026, katılımcı liderlerin mesajları ve tartışılan gündem başlıklarıyla “yeni normal” bir jeopolitik ortamda uluslararası güvenlik stratejilerinin yeniden şekillendirilmesinde etkili olabilecek fikir alışverişleri sağladı.
Kaynaklar: Almanya, Fransa, ABD ve Birleşik Krallık liderlerinin konuşmaları; Reuters ve Avrupa’nın önde gelen haber ajanslarından ve güvenlik uzmanlarının analizlerinden derlenmiştir.