Logo
Çağ Üniversitesi
31.05.2026

ÇİN'İN YÜKSELİŞİ BİR DÜNYA SAVAŞINA SEBEP OLUR MU?

Oğuz DİLBAZ tarafından

Çin, tarihi acılarla ve aşağılanmalarla dolu bir geçmişten gelen, günümüzde ise değişmekte olan küresel güç dengesine öncülük eden ülkelerden biridir. Uluslararası İlişkiler literatüründe genellikle Batı medeniyeti kadar mercek altına alınmadığı gözlemlenmektedir. Oysa "Modern Yapı" olarak adlandırdığımız Batı medeniyeti, ancak 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile toplumsal gelişmelere yön verebilmişken; Çin, çok daha öncesinde "Dört Büyük Buluş" (Kağıt, Matbaa, Barut, Pusula) gibi icatlara imza atarak insanlık tarihine yön vermiştir. Çin denildiğinde akıllara genellikle fakir, zayıf, kalabalık nüfuslu veya egzotik beslenme alışkanlıkları olan bir toplum gelse de, Çin bunlardan ibaret değildir ve Uluslararası İlişkiler literatüründe ayrı bir parantezi hak etmektedir.

Çin, 19. yüzyılda kendi tabiriyle "Aşağılanma Yüzyılı" olarak nitelendirdiği zorlu bir dönemden geçmiştir. Bu dönemde İngilizlerle yürütülen çay-afyon ticareti dengeleri bozmuştur; İngilizler Çin’den çay alırken karşılığında afyon satmış, bu durum halkı bağımlı hale getirmiş ve toplumu savaşa, ayaklanmalara sürüklemiştir. Afyon Savaşları sonucunda Çin yarı-sömürge haline gelmiş, kaynaklarına el konulmuş ve "Güç Diplomasisi" (Gunboat Diplomacy) nedeniyle limanlarını zorla ticarete açmak zorunda kalmıştır.

20.yüzyıla çökmekte olan bir devlet olarak giren Çin'de, Qing (Çing) Hanedanlığı'nın tepki verecek gücü tükenmişti. Ancak halk sessiz kalmayarak 1899’da Boxer Ayaklanması'nı başlattı. Büyük güçlerin müdahalesiyle bastırılan bu ayaklanma sonucunda imzalanan Boxer Protokolü ile Çin ağır tazminatlar ödemeye mahkum edildi. Bu süreç hanedanlığın çöküşünü hızlandırdı. Sorunun sistemde değil liderde olduğunu düşünen halk, İmparator Puyi’yi tahttan indirdi ve 1911-1912 yıllarında Çin Cumhuriyeti ilan edildi. Ancak devrim sonrası oluşan otorite boşluğu, ülkenin kuzey ve güney olarak fiilen ikiye bölünmesine ve savaş ağaları döneminin yaşanmasına neden oldu. İmparatorun tahttan indirilmesini sağlayan Yuan Shikai gibi figürleri kısa süreliğine kendilerini imparator ilan etmeleri, rejim boşluğunun yarattığı sorunların en somut örneğiydi.

Bu süreçte modern bir devlet olarak var olmak isteyen Çin'de "4 Mayıs Hareketi" doğdu. Hareketin temel amacı, 1897’den beri Alman nüfuzunda olan Shandong Eyaleti'ni geri almaktı. I. Dünya Savaşı literatüründe pek bahsedilmese de, yaklaşık 140 bin Çinli savaşta İtilaf Devletleri'ne destek vermiş, Wenzhou bölgesinden Fransa’ya geçerek siper kazmış ve fabrikalarda çalışmıştır. Ancak 1919 Barış Konferansı'nda Shandong'un Japonya'ya verilmesi Çinliler için büyük bir şok ve kırılma noktası olmuştur. Bu karar, Batılılarla işbirliğinin çözüm olmadığını ve Çin'in kendi reformlarına odaklanması gerektiğini göstermiştir.

Ardından gelen iç savaş dönemi, Milliyetçiler ve Komünistleri karşı karşıya getirmiştir. Bu kanlı sürecin sonunda Mao Zedong, 1 Ekim 1949’da iktidara gelmiştir (Bu noktada Mao, Komünist Parti lideri olarak mutlak güçtür; devlet başkanlığı görevi ise süreç içerisinde Zhou Enlai gibi isimlerce yürütülmüştür). Milliyetçiler ABD desteğiyle Tayvan’a çekilip liberal bir yol izlerken, Mao önderliğindeki Çin "Büyük İleri Atılım" gibi sancılı ve binlerce insanın ölümüne yol açan reformları denemiştir.

Mao’nun ölümünden sonra başa geçen Deng Xiaoping ise Çin’in kaderini değiştiren isim olmuştur. Pragmatik bir lider olan Deng, ideolojiden ziyade kalkınmaya odaklanmıştır. Meşhur "Kedinin siyah veya beyaz olması önemli değil, önemli olan fareyi yakalamasıdır" sözüyle; komünist veya liberal etiketlerden ziyade sonuca önem verdiğini vurgulamıştır. Özel Ekonomik Bölgeler (Zhuhai, Xiamen vb.) kurarak yabancı sermayeye "Teknoloji getirin, size vergi kolaylığı ve ucuz iş gücü sağlayalım" çağrısında bulunmuştur. Tarım reformunu revize ederek toprağı köylülere kiralamış ve üretim fazlasının satışına izin vermiştir. İçe kapanık politikayı terk eden Çin; IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlara katılmış, ABD ile ilişkileri geliştirmiştir. İşte bu pragmatik açılımlar ve diplomatik hamleler, bugün dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan modern Çin’i yaratmıştır.

Sonuca gelecek olursak; Dünya tarihi hammadde arayışları ve ideolojilerin ekseninde birçok savaşa şahit olmuştur. Özellikle 1.DS ve 2.DS gibi savaşları gören ülkeler ve insanları artık yeni bir savaşı istemeyeceklerdir. Fakat gözlemlediğimiz kadarıyla yorum yapmak gerekirse, 20.yy’da büyük güçlerin sömürgeci olduğu görülmüştür. Bu sömürgenin sebeplerinden birisi hammadde arayışı ve realizm ideolojisidir. Devletler Uluslararası İlişkiler arenasında her zaman güçlü olmak isteyecek ve II.DS’dan sonra ABD’nin yapmış olduğu gibi ekonomi sistemini ve politikayı şekillendirmek isteyecek. Realizmin bir düşüncesi olan güçlü olan güçsüzü her zaman ezer düşüncesi ülkelerin dış politikasını şekillendirmiştir. Fakat 1970’lerden sonra artan ticari karşılıklı bağımlılıklar ülkelerin birbiriyle olan ilişkilerini daha da güçlendirmiştir. Bu yüzden herhangi bir savaş ihtimalinin olacağını söyleyemeyiz. Ayrıca Çin ekonomideki payı en yüksek olan ülkelerden birisi; şu anda ve olası bir savaşta dünya bu savaştan büyük ölçüde etkilenecektir. Olası bir savaş bizi Dünya Savaşı ekonomik dönemine götürebilir. Bu ihtimali de başta ABD istemeyecektir. Ayrıca Çin’in gelişmesi sadece ekonomik açıdan değil diplomatik açıdan da olumlu bir süreçten geçti ve dış politikalarından birisi olan Win-Win retoriği yani Sistemlerimiz farklı olabilir ama ticaret yaparak ikimiz de kazanabiliriz ilkesi bu savaşın olmayacağının da mesajıdır. Fakat ütopik olarak düşünürsek, şu anda zaten bir savaş olduğunu görüyoruz; bu, birinci Soğuk Savaş’ın yerini ikinci Ekonomik ve Dijital Soğuk Savaş’a bırakmış diyebiliriz. Şu anda gelişen teknolojiler hem sosyolojiyi hem ülkelerin ekonomisini hem de diplomatik ilişkileri etkiliyor.

Eğer ki bir savaş ihtimalini düşünüyorsak basit olarak ülkelerin hammadde arayışından dolayı çıkabilecek bir savaş olacak diyebiliriz fakat bu çok basit kalır. Bu bizi DS’lerine götürür ve sil baştan yapmak zorunda kalırız ve şu anki büyük güçlerin buna yönelik yönelimi olacağı ihtimali düşüktür.

Oğuz DİLBAZ

YAZAR HAKKINDA

Coordinator