İran’da hükümet karşıtı protestolar ülke genelinde hızla yayılırken, Tahran’daki gösteriler 13’üncü gününe girdi. Yetkililer, protestoların koordinasyonunu ve bilgi akışını engellemek amacıyla internet erişimini büyük ölçüde kesintiye uğratıldı; zaman zaman bağlantı neredeyse tamamen koparken, bu durum ülke içi iletişimi asgari düzeye indirmektedir[1]. Sosyal medyada paylaşılan sınırlı video ve fotoğraflar, gösterilerin birçok kente yayıldığını gösterse de ağır sansür koşullarında haberlerin bağımsız doğrulanması güçleşmektedir[2]. Yine de dış dünyaya sızan bazı görüntüler, Alman kamuoyunda Berlin Duvarı’nın yıkılışı günlerini çağrıştırırken birçok İranlı gözlemciye 1979’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejiminin çöküşünü anımsatmıştır[3]. ABD Başkanı Donald Trump da gelişmeleri “şimdiye kadar gördüğüm en büyük protestolar” olarak nitelendirerek uluslararası medyanın dikkatini çekmiştir[4]. Bu protesto dalgası, geniş katılımı ve rejime meydan okuyan söylemiyle son yılların en ciddi toplumsal hareketi haline gelmiştir.
Protestolar Aralık 2025 sonunda başlamış ve ilk tetikleyici etken ekonomik koşullar olmuştur. İran para birimi riyalin ABD doları karşısında tarihi bir düşüşle rekor düzeyde değer kaybetmesi, halkın alım gücünü iyice zayıflatarak sokaklara dökülmesine yol açmıştır[5]. Gösterilerin başlamasıyla birlikte İran genelinde internet ve telefon hatları kesilmiş, bu tür iletişim karartmalarının geçmişte genellikle sert güvenlik müdahalelerini takip etmesi endişeleri artırmıştır[6]. Nitekim ilk günlerden itibaren birçok şehirde rejim karşıtı sloganlar atılmış, bazı protestocular “Bu son savaş – Pehlevi geri dönecek!” şeklinde monarşiye destek veren sloganlar bile dile getirmiştir[7][8]. Protestoların yükselişiyle güvenlik güçleri zaman zaman şiddete başvurmuş, Amerikan merkezli HRANA (İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı) verilerine göre ilk iki hafta içinde en az 39 kişi hayatını kaybetmiş ve 2.260’tan fazla kişi gözaltına alınmıştır[9]. Bu tablo, İran yönetiminin karşı karşıya olduğu meşruiyet krizinin derinliğini göstermektedir. (Bu rapor hazırlanırken sokaklardaki çatışmalar 14. Gününde devam ediyordu. Sağlık Bakanlığı kaynakları ölü sayısının 217'e yükseldiğini duyurdu)
Aşağıda, protestoların arka planındaki ekonomik etkenler, rejimin güvenlik politikaları, olası dış müdahale dinamikleri ve analistlerin öngördüğü muhtemel senaryolar ele alınacaktır. Son bölümde, mevcut şartlar ışığında en olası senaryo değerlendirilerek İran’daki durumun diplomatik açıdan ne yöne evrilebileceği tartışılacaktır.
Tahran’ın tarihi Büyük Çarşı’sında protestolar esnasında kepenklerin kapalı olduğu bir an (6 Ocak 2026).
İran’daki son protesto dalgasının temelinde, yıllardır birikmekte olan ekonomik sıkıntılar ve yaşam pahalılığı bulunmaktadır. Aralık 2025’te İran Riyali’nin değeri serbest piyasada hızla erimiş; 1 ABD doları karşısında 1,4 milyon riyal seviyesine kadar düşen para birimi, Ocak 2026 başında 1,46 milyon riyali aşarak yeni bir dip seviyeye ulaşmıştır[10]. Sadece Aralık ayı içinde riyalin %20 civarında değer yitirdiği bildirilmektedir[11]. Bu sert devalüasyon, ithal girdi maliyetlerini artırarak enflasyonu körüklemiş ve temel gıda fiyatlarında astronomik artışlar yaşanmıştır. Ülke genelinde enflasyon oranı %42’yi aşmış, gıda fiyatları %72, sağlık ve ilaç harcamaları ise %50 oranında yükselmiştir[12]. Uzun yıllardır uygulanan ABD ve uluslararası yaptırımların da etkisiyle İran halkının birikimleri erimiş, ekonomik kriz geniş kesimleri yoksullaştırmıştır[13].
Giderek kötüleşen yaşam koşulları, halkın öfkesini günlük geçim derdi ekseninde büyütmüştür[14]. Tahran’ın asırlık Büyük Çarşı’sında Aralık sonunda başlayan esnaf eylemleri, hızla ülkenin diğer büyük kentlerine (İsfahan, Şiraz, Meşhed, Hemedan ve diğerleri) yayılmış; kepenk kapatma eylemleri ve sokak protestolarında on binlerce kişinin bir araya geldiği rapor edilmiştir[15]. Bu eylemlere farklı toplumsal kesimlerden katılım gözlenmektedir: geleneksel çarşı esnafı, memurlar, üniversite öğrencileri ve işsiz gençler aynı safta buluşarak rejime tepkilerini dile getirmektedir. Alım gücünün erimesiyle birlikte “kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını” düşünen insan sayısının hızla arttığı ve toplumsal umutsuzluğun yayıldığı belirtilmektedir[16][17]. Viral olan bir videoda, silahsız bir protestocunun sokak ortasında güvenlik güçlerinin karşısına oturarak adeta “Tiananmen’deki Tank Adamı” andıran bir direniş sergilemesi, yaşanan çaresizlik duygusunun sembolü haline gelmiştir[18].
Ekonomik krizin derinliği, rejim yanlısı bazı çevreleri dahi sessiz kalmaya itmiştir. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan protestoların ilk günlerinde yaptığı ulusa seslenişte halkın tepkisini anladıklarını söyleyerek, “Bunun insanların geçim koşullarına yönelik baskıdan kaynaklanan doğal bir tepki olduğunu biliyoruz” demiştir[19]. Pezeşkiyan hükümeti, göstericilerin temsilcileriyle diyalog kurulması talimatı vererek başlangıçta nispeten yumuşak bir ton benimsemiştir[20]. Nitekim ilk günlerde yetkililer doğrudan tehditkâr açıklamalardan kaçınmış, devlet medyası bile provokatif bir dil kullanmamıştır[21]. Bu tavizkar üslup, 2019 veya 2022’deki protestolardan farklı olarak rejimin ekonomik taleplere karşı daha temkinli yaklaşabileceği izlenimi yaratmıştır[22]. Ancak ilerleyen günlerde rejimin söylemi sertleşmiş ve protestocuları “sabotajcı” ya da dış güçlerin piyonu olarak damgalayan klasik propaganda yeniden devreye sokulmuştur[22]. Sonuç olarak, ağır ekonomik buhran altında patlak veren bu protestolar, halkın gözünde meşru bir tepki olarak geniş destek bulmakta ve rejimin yalnızca güvenlik tedbirleriyle bastıramayacağı kadar köklü sorunlardan kaynaklanmaktadır.
Tahran şehir merkezinde bir Devrim Muhafızları askeri nöbet tutarken görülüyor (24 Haziran 2025).
Protestolar büyüdükçe İran rejiminin refleksi her zamanki gibi güvenlik eksenli olmuştur. Olayların ilk birkaç gününün nispeten sakin geçmesinin ardından, gösterilerin yayılmasıyla birlikte devlet, mevcut düzeni korumak için baskı araçlarını devreye sokmaya başladı. İnternetin kademeli olarak karartılması, bu stratejinin ilk işaretiydi. Hem sabit hatlar hem mobil şebekeler yaklaşık 8 Ocak’tan itibaren kesintiye uğratıldı[6]. Bu taktik, İran’da geçmiş protesto dalgalarında da görüldüğü üzere, koordinasyonu engellemeyi ve bilgi paylaşımını sınırlamayı hedefleyen bir “internet savaşı” niteliği taşımaktadır[23]. Bazı uzmanlar, bu kez yetkililerin sadece interneti kesmekle kalmayıp uydu iletişimini dahi engelleyecek adımlar atabileceğini, örneğin Elon Musk’ın Starlink uydu internet hizmetini bozma girişimlerinde bulunulabileceğini ileri sürmektedir[23]. Nitekim internetin kesildiği anlarda protestocuların Starlink terminallerine erişmeye çalıştığına dair haberler sosyal medyada yer almış; rejim ise bunu engellemek için alternatif yöntemler arayışına girmiştir (resmî doğrulama olmamakla birlikte)[24][25].
İran’daki güvenlik kurumları, özellikle İslam Devrim Muhafızları (IRGC) ve Besic milisleri, rejimi korumak için geniş yetkilerle donatılmıştır. Protestoların tırmanması üzerine 9 Ocak’ta toplanan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, göstericilere karşı “çok kararlı bir yanıt” verileceğini duyuran sert bir karar almıştır[26]. Konsey bildirisinde, son gösterilerin meşru halk taleplerinden saptığı ve “İsrail ile ABD’nin planlamasıyla” bir istikrarsızlık projesine dönüştüğü iddia edilmiştir[27]. Protestocuların artık sıradan memnuniyetsiz vatandaşlar değil de dış güçlerin “düşman projesi”nin ajanları olarak görülmesi, rejimin daha geniş çaplı güç kullanımı için zemin hazırladığı şeklinde yorumlanmaktadır[28]. Nitekim bu dil, göstericilere yönelik şiddetin artırılabileceğine dair güçlü bir işaret sayılmaktadır.
Rejimin güvenlik yaklaşımı somut olarak kitlesel tutuklamalar ve gerektiğinde öldürücü güç kullanımı şeklinde tezahür etmektedir. Geçmiş yıllarda da benzerini gördüğümüz üzere, kısa vadede bu tür önlemler sokakları geçici olarak sakinleştirebilir; ancak uzmanlar, aşırı baskının rejimin zaten mevcut olan meşruiyet krizini derinleştireceği ve halkın birikmiş öfkesini daha da artıracağı konusunda uyarıyor[29]. Bu protesto dalgasında da güvenlik birimleri birçok yerde sert müdahalelerde bulundu. Özellikle Sünni azınlığın yaşadığı Sistan-Beluçistan bölgesinde, daha önceki gösterilerde görülen senaryo tekrarlandı: Zahedan kentinde güvenlik güçleri barışçıl protestocuların üzerine ateş açtı[30]. Bu olay, bölgede itidal çağrısı yapan Sünni din adamlarının uyarılarına rağmen gerçekleşti ve İran yönetiminin arabuluculuk kanallarını kapatarak tamamen güvenlik odaklı çözüme yöneldiğini gözler önüne serdi[31]. İnsan hakları örgütleri, ülke çapında güvenlik güçlerinin gerçek mermi, plastik mermi ve göz yaşartıcı gazla müdahalelerde bulunduğunu, ölü ve yaralı sayısının her geçen gün arttığını rapor etmektedir[32]. Uluslararası Af Örgütü ve HRW gibi kuruluşlar da İran’da orantısız güç kullanımı ve işkence iddialarını gündeme taşımış, rejimi itidale davet etmiştir.
Öte yandan, rejim içinde protestoları şiddet kullanmadan yatıştırma eğiliminde olan kesimlerin varlığı da dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın gösterilerin ilk günlerinde protesto hakkını tanıdıklarını vurgulaması ve gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılması talimatını vermesi buna örnektir[19][33]. Ancak bu görece yumuşak tavır, gösterilerin rejimin kırmızı çizgilerini tehdit etmeye başlamasıyla hızla yerini sertliğe bırakmıştır. Ayetullah Ali Hamaney, 10 Ocak Cuma günü yaptığı konuşmada geri adım atılmayacağını ve protestoların arkasında Trump’ın parmağı olduğunu öne sürerek göstericileri “ülkeye zarar veren unsurlar” şeklinde nitelemiştir[34]. Hamaney’in bu söylemi, güvenlik birimlerine baskıyı artırma yönünde yeşil ışık yaktığı biçiminde değerlendirilebilir. Gerçekten de rejim, sokaklardaki kararlılık devam ederse kontrolü sağlamak adına daha geniş çaplı bir askeri müdahaleyi bile göze alabilir. Nitekim bazı analistler, protestoların seyrine bağlı olarak Devrim Muhafızları Ordusu’nun doğrudan sahaya inebileceği kritik bir eşiğe yaklaşılabileceğini ifade ediyor[35]. Perşembe gecesi yaşanan gelişmelerin (muhtemelen güvenlik güçlerinin geri çekilmesi veya yetersiz kalması gibi durumlar) bu kararı tetikleyebileceği düşünülmektedir[36]. Şayet IRGC tam kapasiteyle müdahaleye girişirse, kısa vadede halkta korku yaratıp sokağı bastırabilir ancak ordunun içindeki moral erozyon ve uzun vadede sadakat sorunu riski de artacaktır[37]. Bu nedenle, İran’ın güç yapısı içinde çatlaklar oluşup oluşmayacağı meselesi, protestoların geleceği açısından kritik bir faktör olarak izlenmektedir.
İran’daki olaylar ülke sınırlarını aşan jeopolitik yansımalar da oluşturmuştur. Özellikle ABD ve İran arasındaki düşmanca ilişki nedeniyle Washington’dan gelen açıklamalar sürecin seyrini etkileyebilecek niteliktedir. ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protestoları yakından takip ettiğini belirterek sert uyarılarda bulunmuştur. Trump, İran liderlerine seslenerek eğer protestoculara karşı katliam yapılırsa “cehennem kadar ağır bir bedel ödetiriz” diyerek açıkça tehdit etmiştir[38]. Beyaz Saray kaynakları, Trump’ın “Sakın ateş açmaya başlamayın, yoksa biz de ateş etmeye başlarız” şeklindeki sözlerini basına yansıtmıştır[39]. Bu tür açıklamalar, İran yönetiminin eline “dış mihrak söylemi” için malzeme verse de, aynı zamanda rejim üzerindeki uluslararası baskıyı artırmaktadır. Nitekim Trump yönetimi, Tahran’ı uyarmak amacıyla Ocak ayının ilk haftasında Hürmüz Boğazı’ndaki askeri varlığını geçici olarak artırmış ve bölgedeki müttefikleriyle temaslarda bulunmuştur (basına kapalı diplomatik görüşmeler).
Trump’ın protestolar konusundaki tutumu, bir yandan sert söylem barındırırken diğer yandan ihtiyatlı bir çizgi izlemektedir[40]. Örneğin, Trump Ocak ayı başında Mar-a-Lago’da İran’ın sürgündeki Veliaht Prensi Rıza Pehlevi ile görüşeceği yönünde çıkan haberleri yalanlamış ve böyle bir görüşmeyi şimdilik planlamadığını açıklamıştır. Bu kararın ardında çeşitli etkenler olduğu yorumlanmaktadır: Hem olası bir dış müdahale algısıyla Tahran rejimine koz vermeme isteği, hem de henüz İran’daki muhalefetin lideri olarak kimin öne çıkacağının belirsizliği Trump’ı temkinli davranmaya itmiştir[41][42]. Trump, “Herkesin ortaya çıkmasını bekleyelim, kimin liderlik edeceği görülsün” diyerek açıkça bir isme oynama niyeti olmadığını, “kazanan tarafa destek vermek istediğini” ima etmiştir[43]. Bu kapsamda, Trump yönetimi İran muhalefeti içinde Pehlevi’yi destekleme konusunda aceleci davranmamış, muhtemel bir rejim değişikliği durumunda hızlı ve düşük maliyetli bir zafer peşinde olduğunu belli etmiştir[42]. Yine de Trump, göstericilerin başarısı halinde desteğini artırabileceğinin sinyalini vererek “İran halkı aradığı özgürlüğü elde ederse yardıma hazırız” mesajını iletmektedir (Axios röportajı, 2026).
ABD kanadının yanı sıra, İsrail, Suudi Arabistan ve Avrupa ülkeleri de gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail Başbakanı, “İran halkı zalim rejime karşı ayakta” diyerek protestolara manevi destek beyan etti. Suudi Arabistan medyası olayları geniş yer vererek İran’ın istikrarsızlığını kendi jeopolitik lehine yorumlayan yayınlar yaptı. Avrupa Birliği ise daha temkinli açıklamalarla şiddet kullanımını kınadı ve Tahran’a itidal çağrısında bulundu. Türkiye de komşu olarak gelişmelerden endişeli; resmi açıklamalarda İran’ın iç işlerine karışmama prensibi vurgulanırken, Cumhurbaşkanı Türkiye’nin her koşulda İran halkının huzur ve istikrarından yana olduğunu ifade etti (diplomatik kaynaklar). Bu dengeli tutum, olası bir rejim değişikliği veya çatışma durumunda bölgesel etkilerin hesaplandığını gösteriyor.
Dış aktörler arasında Rusya ve Çin ayrı bir yere sahiptir. Çin, İran’ın en büyük ticaret ortaklarından biri olarak Tahran’daki istikrarsızlıktan rahatsız olmuş ve perde arkasından destek mesajları iletmiştir. Örneğin Çin Dışişleri, “İran’ın egemenliğine saygı duyulmalı, istikrar önemlidir” açıklamasıyla rejime desteğini ima etti. Rusya ise Suriye deneyiminden hareketle İran’daki müttefik rejimin zora girmesini istememektedir. Hatta bazı iddialara göre, protestoların yoğunlaştığı günlerde Moskova’ya şüpheli uçuşlar gerçekleşmiş, İran’dan altın ve varlık transferi yapılmış olabileceği öne sürülmüştür[44]. Ayrıca İran’ın üst düzey bazı isimlerinin (Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf gibi) aileleriyle birlikte yurtdışına çıkış hazırlığında olduğuna dair doğrulanmamış haberler dolaşmıştır[45].
Bununla birlikte, Latin Amerika’daki Venezuela örneği İran rejiminin direnç kapasitesine ilişkin sıkça anılmaktadır. Nicolas Maduro liderliğindeki Venezuela, yıllarca süren ekonomik krize ve dış baskıya rağmen iktidarda kalmayı başarmıştır[46]. Trump yönetiminin de bir önceki yıl Maduro’yu devirmek için yoğun çaba sarf ettiği ancak başarısız olduğu düşünülürse, İran konusunda da benzer bir sonucun mümkün olabileceği değerlendiriliyor. Washington’da bazı analistler, Trump’ın öncelikli hedefinin Hamaney’in kişisel olarak iktidardan uzaklaştırılması ve ardından İran sisteminin içeriden kontrollü bir geçişe zorlanması olabileceğini belirtmiştir[47]. Ancak protestoların hızla yayılması ve rejimin çatırdama emareleri göstermesi halinde, ABD’nin nasıl tepki vereceği belirsizdir. Kesin olan, küresel ve bölgesel güçlerin – özellikle Çin ve Rusya’nın – İran’daki büyük bir değişimde pasif kalmayacağı ve kendi çıkarlarını korumak adına sürece müdahil olacağıdır[48]. Bu durum, İran’ın geleceğine dair senaryoları incelerken dış dinamiklerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir.
Mevcut gelişmeler ışığında uzmanlar İran’ın yakın geleceği için birkaç ana senaryo üzerinde durmaktadır[49]. Elbette bu senaryolar birbirinden tamamen bağımsız olmayıp, süreç içinde birbirine evrilebilir veya birleşik şekilde tezahür edebilir. Yine de analitik bir çerçeve sunması açısından beş olası senaryo aşağıda özetlenmiştir:
Yukarıdaki senaryolar özetle böyle. Bu noktada önemli bir husus, bu senaryoların keskin çizgilerle ayrılmadığı ve zamanla birbirine dönüşebileceğidir. Örneğin Senaryo 1 (baskı) kısa vadede uygulanıp başarısız olursa, Senaryo 2 (ordu içinde ayrışma) ivme kazanabilir. Ya da Senaryo 4 (iç reform) girişimi halkı tatmin etmezse Senaryo 5’teki gibi bir çözülme hızlanabilir. Analistler, koşulların dinamik olduğunu ve saha gerçekliğine göre yeni kombinasyonların ortaya çıkabileceğini not ediyor. Yine de karar alıcılar açısından bakıldığında, bu seçenekler arasında bir tercih yapılması gerekecektir.
Aşağıdaki tabloda kabaca bu beş senaryonun öngörülen etkileri ve olasılıklarına dair bir özet sunulmuştur:
|
Senaryo |
Öngörülen Gelişmeler |
Muhtemel Sonuçlar |
|
1. Güvenlik Baskısının Tırmanması |
Sert baskı, ordu ve polis tam güç sokakta; internet ve iletişim tamamen kapalı; kısa vadede sıkıyönetim. |
Kısa vadede kontrol sağlanır ancak can kayıpları artar, rejimin meşruiyeti zayıflar, toplumsal öfke büyür. |
|
2. Devlet Güçleri İçinde Ayrılıklar |
Güvenlik birimlerinde emir komuta zinciri çatlar; bazı birlikler protestoculara katılır veya çatışmayı reddeder. |
Rejim baskı yapamaz hale gelir; iç çatışma veya darbe riski doğar; rejimin çözülmesi hızlanabilir. |
|
3. Trump/Pehlevi ve Sürgündeki Muhalefet |
Dış destekli dönüşüm çabası; Trump açıkça muhalefeti destekler, Rıza Pehlevi veya diğer sürgündeki figürler geçiş hükümetine hazırlanır. |
Rejim “dış düşman” söylemini artırır; başarılı olursa İran siyasal sistemi kökten değişir (monarşiye referandum olasılığı); ancak dış müdahale algısıyla bölünmeler olabilir. |
|
4. İç Reform ve ‘Bonapartist’ Çözüm |
Rejim içinden ılımlı/askeri bir figür ortaya çıkar; sınırlı reformlar vaadiyle halk yatıştırılır, ekonomi için acil iyileştirmeler yapılır. |
Protestolar kısmen diner; rejim zaman kazanır ancak gerçek reform gelmezse kriz tekrarlanır. Muhafazakârlar bu figürü engellemeye çalışabilir. |
|
5. Kısmi Çöküş ve Geçiş (Ne Suriye ne Venezuela) |
Liderler ülkeden kaçar veya çekilir; ani bir güç boşluğu doğar; geçici bir konsey veya belirsiz bir otorite ortaya çıkar. |
Büyük belirsizlik; iç çatışma riski veya çok parçalı güç mücadelesi; dış aktörler nüfuz için devrede. Yeni bir düzen kurulsa bile kırılgan olur. |
Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, mevcut koşullar altında en olası senaryo olarak “Güvenlik baskısının tırmanması” (Senaryo 1) öne çıkmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti kırk yılı aşkın süredir karşılaştığı her ciddi tehditte önce güç kullanarak bastırma yoluna gitmiş, taviz vermeyi ancak son çare olarak düşünmüştür. Bugün de Ayetullah Hamaney ve sertlik yanlısı çekirdek kadronun, rejimin bekası uğruna gerekirse kitlesel şiddeti tırmandırmaya hazır olduğuna dair güçlü işaretler mevcuttur. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin sert açıklaması ve Hamaney’in geri adım atmama yemini, devletin protestoları bir “güvenlik sorunu” olarak kodladığını ortaya koymuştur[27][34]. Ayrıca güvenlik birimlerinin şimdiye dek büyük ölçüde rejime sadık kaldığı, üst düzey kopuşların yaşanmadığı gözlenmiştir. ABD istihbarat kaynakları da mevcut protestoların henüz Hamaney’in liderliğini doğrudan tehdit edecek kapsamda olmadığını değerlendirmektedir[62]. Bu durumda, rejim kontrolü tamamen kaybetmeden önce kuvvet yoluyla düzeni sağlamayı deneyecektir.
Senaryo 1’in hayata geçirilmesi durumunda önümüzdeki günler çok kritik olacaktır. Olası gelişmeler arasında başkent Tahran’da sıkıyönetim ilan edilmesi, gece sokağa çıkma yasakları, üniversitelerin ve okulların tatil edilerek kampüslere asker konuşlandırılması sayılabilir. Halihazırda birkaç gündür kapalı olan sosyal medya ve internetin tamamen karartılması sürpriz olmayacaktır. Devrim Muhafızları ve Besic milisleri, özellikle muhalif hareketin güçlü olduğu Kürdistan, Belucistan gibi bölgelerde daha sert operasyonlar yapabilir. Ne var ki böyle bir ağır baskı kısa vadede başarıya ulaşsa bile, İran toplumunun derinleşen ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmeyecektir. Aksine, her kayıp ve her tutuklama olayı, rejimle halk arasındaki uçurumu geri dönülmez biçimde büyütmektedir[29]. Bu yüzden Senaryo 1, “başarılı olsa da Pyrrhus zaferi” benzeri bir sonuç doğurabilir – yani rejim zafer kazanırken kendi meşruiyet temellerini yıkıma uğratabilir.
Öte yandan, Senaryo 1’in uygulanması kendiliğinden diğer senaryoların ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz. Örneğin, aşırı baskı orduda vicdani rahatsızlıkları artırıp Senaryo 2’yi (ordu içinde ayrışma) tetikleyebilir. Veya uluslararası toplumun sert tepkisi ve yaptırımların ağırlaşması, rejim içi bazı fraksiyonları Senaryo 4’teki gibi kontrollü reform girişimlerine mecbur bırakabilir. Bu bakımdan İran’ın geleceği tek bir yol haritasına indirgenemeyecek kadar belirsizdir.
Ancak diplomatik bir analiz perspektifinden şu öngörülebilir: İran yönetimi yakın vadede bastırma stratejisini seçecek ve şiddeti tırmandıracaktır. Eğer bu strateji beklediği sonuçları vermez ve protestolar sönümlenmezse, orta vadede rejim içinde çözülme belirtileri belirebilir. Bu da Senaryo 5 tarzı kontrollü bir geçiş ihtimalini gündeme getirebilir – örneğin Hamaney’in sağlık sorunları bahane edilerek kenara çekilmesi ve yerine geçici daha ılımlı bir liderin getirilmesi gibi formüller konuşulabilir. İslam Cumhuriyeti, 2009 Yeşil Hareketi’nden 2019 benzin zammı protestolarına kadar birçok krizi atlattı. Bu defaki kriz çok daha geniş tabanlı ve rejimin ideolojik temellerini hedef alır nitelikte.
Diplomatik olarak uluslararası toplumun önünde zorlu bir denge vardır: Bir yandan insan hakları ihlallerini durdurmak için İran’a baskı yapmak, diğer yandan da doğrudan müdahil olarak İran milliyetçiliğini körüklememek. ABD ve müttefikleri şu ana kadar söylem düzeyinde sert açıklamalar yapsalar da (Trump’ın uyarıları vb.), fiilen İran’da bir rejim değişikliği operasyonuna girişmeye isteksiz görünmektedir[43][42]. Bunun temelinde, bir dış müdahalenin bölgeyi ateşe atma ihtimali ve İran muhalefetinin liderlik boşluğu yatmaktadır. Dolayısıyla yakın gelecekte dış müdahaleden çok, diplomatik izolasyon ve yaptırımlar kartı kullanılacaktır. Bu da İran’ı ekonomik olarak daha da zora sokacak, belki halkın rejime öfkesini artıracaktır ancak doğrudan kısa vadeli bir çözüm sağlamayacaktır.
Sonuç olarak, İran’daki protestolar ülkenin son yıllarda gördüğü en ciddi rejim karşıtı hareket olarak tarih sayfalarına geçmektedir. Ekonomik sefalet, toplumsal özgürlük talepleri ve uzun süredir bastırılmış memnuniyetsizlikler bir araya gelerek adeta patlayıcı bir karışım yaratmıştır. Rejimin ilk tepkisi, beklendiği üzere, demir yumruğunu göstermek olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu itibarla en olası senaryo, rejimin tüm gücüyle baskıyı artırması ve kısa vadede kontrolü sağlamaya çalışmasıdır. Ancak bu senaryo, İran’ın sorunlarını çözmediği gibi, gelecekte daha büyük patlamaların tohumunu ekebilir. Diplomatik açıdan bakıldığında, İran için sürdürülebilir çıkış yolu baskı politikalarında ısrar etmek değil, yönetim ile toplum arasındaki sosyal sözleşmenin yenilenmesi ve yönetim tarzının değişmesidir. Ne var ki İslam Cumhuriyeti mevcut yapısıyla böyle bir dönüşüme kapalı görünüyor.