Logo
Çağ Üniversitesi
16.03.2026

ABD-İSRAİL-İRAN SAVAŞININ ORTASINDA ÇİN’İN 15. BEŞ YILLIK PLANININ JEOEKONOMİK / JEOPOLİTİK ANLAMINI VE TÜRKİYE İÇİN MUHTEMEL FIRSATLARI DÜŞÜNMEK

Prof. Dr. Murat KOÇ tarafından

ABD-İSRAİL-İRAN SAVAŞININ ORTASINDA ÇİN’İN 15. BEŞ YILLIK PLANININ JEOEKONOMİK / JEOPOLİTİK ANLAMINI VE TÜRKİYE İÇİN MUHTEMEL FIRSATLARI DÜŞÜNMEK

Bugün savaş manşetleri İran’da yazılıyor olabilir. Ama yarının güç dengesi teknolojide, üretimde ve tedarik zincirlerinde şekilleniyor

Giriş;

ABD İran’ı bombalarken Çin sessizce önümüzdeki on yılın en önemli stratejik belgelerinden birini yayımladı.

Çin’in 5 Mart’ta Ulusal Halk Kongresi’nde açıklanan 15. Beş Yıllık Planı, tam 141 sayfa. Belgede yapay zekâ 50’den fazla kez geçiyor ve hedefler oldukça net:
• 2027’ye kadar ekonominin %70’inde, 2030’da %90’ında yapay zekâ kullanımı • Humanoid robotların stratejik sektör ilan edilmesi ve üretimin 5 yılda iki katına çıkması • Uzay–Dünya kuantum iletişim ağları • Yapay zekâ sektörünün 10 trilyon yuanı (≈1,38 trilyon $) aşması • Nadir toprak elementleri ve yarı iletkenlerde tam bağımsızlık için “olağanüstü önlemler”
Bu bir ekonomik plan gibi görünse de aslında teknolojik güç mücadelesinin stratejik yol haritası.
Çin’in planı ise ekonominin tamamını kapsıyor: yapay zekâ, robotik, uzay altyapısı, kuantum teknolojileri ve kritik mineraller.
Örneğin nadir toprak elementleri…Bugün Çin, küresel işleme kapasitesinin yaklaşık %90’ını kontrol ediyor.

Bir F-35 savaş uçağı2 yaklaşık 420 kg nadir toprak elementi kullanıyor.3

Patriot ve THAAD gibi savunma sistemleri de aynı tedarik zincirine bağlı.

Çin 2025’te tüm 17 nadir toprak elementi için ihracat kontrolleri getirdi. ABD ise savunma üretiminde Çin bağımlılığını 2027’ye kadar bitirmeyi hedefliyor. Bu da önümüzde 10–15 yıllık kritik bir kırılganlık dönemi olduğu anlamına geliyor. Bugün savaş manşetleri İran’da yazılıyor olabilir. Ama yarının güç dengesi teknolojide, üretimde ve tedarik zincirlerinde şekilleniyor.

Kapsam ve Yöntem;

Bu rapor, Çin’in 2026-2030 dönemini kapsayan 15. Beş Yıllık Planı’nın (plan metninde dönemi) hedef-araç setini; devam eden ABD-İsrail-İran savaşının (14 Mart 2026 itibarıyla) yarattığı güvenlik, enerji ve teknoloji şoklarıyla birlikte değerlendirmek üzere hazırlanmıştır. İnceleme, öncelikle planın resmî metni ve 2026 “Hükümet İş Raporu”nda (Government Work Report) yer alan plan çerçevesi üzerinden yapılmış; ardından enerji piyasaları, tedarik zincirleri, teknoloji kısıtları ve uluslararası hukuk tartışmaları gibi alanlarda uluslararası kurumlar ve yabancı düşünce kuruluşlarının analizleriyle birlikte ele alınmıştır.4
Savaş cephesinde ise özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki akışın daralmasının küresel petrol/LNG ticareti üzerindeki etkileri için ABD Enerji Bilgi İdaresi ve Uluslararası Enerji Ajansı referans alınmıştır.5

15. Beş Yıllık Planın stratejik mimarisi

Planın “çekirdeği”, klasik yüksek büyüme hedeflemesinden ziyade; “yüksek kaliteli büyüme”, “yeni nitelikli üretici güçler” ve “kalkınma-güvenlik birlikteliği” eksenlerinde teknoloji-sanayi-enerji sisteminin yeniden mimarileştirilmesidir. Bu çerçeve, planın ana amaç göstergelerinde iki şekilde görünür:

Birincisi, 2030’a dönük bazı stratejik oran ve kısıtlar netleştirilirken, GSYH artış hızı için beş yıllık tek bir rakam yerine “makul aralıkta seyretme; yıllık olarak koşullara göre belirleme” yaklaşımı benimsenmiştir. Bu, belirsizlik/şok yönetimini planlama mantığının içine alan bir tercihtir.

İkincisi, inovasyon ve dijitalleşme hedefleri “girdi-çıktı” mantığıyla bağlanmıştır: Ar-Ge harcamalarının yıllık ortalama artışının en az %7 olması; dijital ekonomi çekirdek sektörlerinin katma değerinin GSYH içindeki payının 2025’teki ~%10,5 düzeyinden %12,5’e çıkarılması gibi göstergeler, büyümenin “teknoloji-verimlilik” aracılığıyla taşınacağı varsayımına dayanır.
Planın 2026 “ilk yıl” hedefleri de aynı yaklaşımı yansıtır: 2026 büyüme hedefi %4,5–%5; 12 milyonun üzerinde yeni kentsel istihdam; kent anket işsizlik oranı ~%5,5 gibi hedefle, “yapısal uyum için alan bırakma” gerekçesiyle sunulmuştur.

Teknoloji egemenliği boyutunda çok katmanlı bir “çekirdek teknoloji listesi + öncü teknoloji atak programı + altyapı” yapısı kurularak “Ana darboğaz” alanlarında (entegre devreler, endüstriyel takım tezgâhları, yüksek uç cihazlar, temel yazılım, ileri malzemeler, biyolojik imalat gibi) “olağanüstü tedbirler” ve görev-odaklı programlar öngörülmüştür. Bu yaklaşım, Batı kaynaklı teknoloji kısıtlarının kalıcılaştığı varsayımını örtük biçimde planın içine yerleştirilmiştir.
Öncü teknoloji başlığında Yapay zekâ (yüksek performanslı AI çipleri ve temel yazılım yığını dâhil), kuantum iletişim/hesaplama, yaşam bilimleri-biyoteknoloji, beyin bilimi, büyük hastalıklar ve yeni ilaç Ar-Ge’si; ayrıca kontrollü nükleer füzyon gibi uzun vadeli enerji teknolojiler açıkça yer almıştır.
Dijital/akıllı altyapı katmanında plan, “5G-A → 6G Ar-Ge ve standart/doğrulama”, ulusal ölçekte hesaplama altyapısı (“Doğuda veri, batıda hesap” mantığıyla bütünleşik hesaplama ağı), ulusal blokzincir ağı, düşük yörünge uydu interneti ve veri altyapıları gibi bileşenleri birlikte kurgulamaktadır. Bu paket, yalnızca verimlilik hedefi değil; veri/iletişim altyapısının “egemenlik ve güvenlik” boyutunu da içerir.
Sanayi politikası açısından planın en kritik ifadesi; “ileri imalatı omurga yapan modern sanayi sistemi” vurgusudur. Plan metni imalatın “makul payını koruma” hedefini, robotik-akıllı üretim-yüksek katma değerli kümelenme yaklaşımıyla birleştirir. Bu, “dünyanın fabrikası” rolünden tamamen vazgeçmek değil; düşük marjlı imalattan teknoloji yoğun imalata doğru yeniden katmanlaşmak anlamına gelir.


Planın dikkat çekici, daha az tartışılan bir ayağı ise “kapasite ve rekabet düzenlemesidir”: Metin doğrudan “iç içe geçerek verimsizleşen/‘involution’ tarzı rekabeti” bütüncül biçimde düzeltmeye vurgu yapar. Bu, ihracat pazarlarının daraldığı veya ticaret savunma araçlarının arttığı bir dönemde “aşırı kapasite” ve fiyat savaşlarının iç ekonomi üzerindeki tahribatını sınırlamaya dönük bir sinyal olarak okunabilir.

Savaşın mevcut seyri ve küresel şok kanalları:

Savaşın geldiği aşama (14 Mart 2026 itibarıyla) dört ana kanaldan küresel jeoekonomi üzerinde belirleyicidir:
(i)
Enerji arzı ve fiyatlar,
(ii)
Deniz taşımacılığı ve sigorta maliyetleri,
(iii)
Bölgesel yayılma riski,
(iv)
Uluslararası hukuk ve meşruiyet tartışmalarının yaptırım/ittifak dinamiklerini sertleştirmesi.

Çatışmaların başlangıç noktası olarak 28 Şubat’ta ABD-İsrail kaynaklı geniş ölçekli hava saldırıları ve İran’ın buna misillemeleri gösterilmektedir; takip eden süreçte İran tarafında liderlik/komuta unsurlarına yönelik “dekapitasyon” niteliğinde saldırıların gerçekleştiği, resmî/yarı resmî kaynaklara dayalı haber akışında yer almıştır.

Enerji boyutunda savaşın “ekonomiye taşındığı yer” Kharg Adası ve Hürmüz Boğazı etrafındaki saldırılar/engellemelerdir. Kharg’ın İran petrol ihracatında oynadığı rol, ABD saldırıları sonrası piyasanın “arz şoku” algısını artırmış; Boğaz’daki kesintiler ise sadece İran’ı değil, Körfez’den çıkan küresel enerji ticaretini vurmuştur.

Tom Fletcher’ın da aralarında bulunduğu Birleşmiş Milletler yetkilileri, Boğaz’daki akışın durma noktasına gelmesinin insani yardım tedarikini doğrudan olumsuz etkilediğini belirterek “insani kargo geçişi” çağrısı yapmıştır. Aynı haber akışında İran’ın Boğaz’a mayın bıraktığı ve bunun deniz trafiğini ağır biçimde bozduğu bilgisi geçmektedir.


Boğazın ekonomik önemi yapısaldır: ABD Enerji Bilgi İdaresi farklı dönem ölçümlerinde Boğaz’dan geçen petrolün küresel tüketimin yaklaşık beşte birine denk geldiğini, ayrıca küresel deniz yoluyla petrol ticaretinin de önemli bir bölümünün Boğaz’dan geçtiğini, Uluslararası Enerji Ajansı ise 20 mb/gün civarında akışın Boğaz’dan geçtiğini, bunun dünya deniz yoluyla petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine karşılık geldiğini ve bu akışın büyük bölümünün Asya’ya gittiğini belirtir.

Bu nedenle büyük finans kuruluşları ve enerji piyasası raporları, Boğaz’daki kesintilerin Brent fiyatlarını yukarı taşıdığını; hatta normalleşme süresi uzadıkça fiyatların daha yüksek platolara çıkabileceğini not etmektedir.

Kriz yönetimi tarafında Uluslararası Enerji Ajansı koordinasyonunda stratejik stoklardan olağanüstü büyüklükte bir ortak salım kararı alındığı; bunun enerji arzını rahatlatmayı amaçladığı aktarılmıştır.

</div>

<div class=

Prof. Dr. Murat KOÇ

YAZAR HAKKINDA