
“Doğu Akdeniz Jeopolitiği ve Uluslararası Hukuk Açısından Sonuçları”

Yönetici özeti
2026 itibarıyla amacı Doğu Akdeniz bölgesindeki ülkelerle enerji güvenliğini ve savunma kapasitesini güçlendirmek ve diğer amaçlar doğrultusunda iş birliğini artırmak olan Eastern Mediterranean Gateway Act — H.R.3307 / S.44431,2 ABD’nin Doğu Akdeniz’i IMEC’in Avrupa’ya açılan stratejik kapısı, enerji güvenliği platformu ve savunma/teknoloji iş birliği alanı olarak kurumsallaştırmak istediğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
En önemli siyasi ayrıntı, Senato’da 27 Temmuz 2026’da raporlanan S.4443 metninin “Eastern Mediterranean country” tanımını Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail ile sınırlaması; Türkiye’yi bu tanımın dışında bırakmasıdır. Buna karşılık “IMEC country” tanımı, ABD Dışişleri Bakanının sonradan başka bir devleti IMEC ülkesi olarak belirlemesine imkân tanısa da Türkiye çekirdek Doğu Akdeniz mimarisinden dışarıda, fakat IMEC bakımından hukuken bütünüyle dışlanmamış görüntüsü ortaya koyulmak suretiyle bölgesel olarak kategorize edilmeye çalışılmaktadır.
Tasarı ayrıca IMEC’i Çin altyapı yatırımlarına stratejik alternatif olarak tanımlamakta ve ABD Dışişleri Bakanından IMEC’in Amerikan ortakları arasındaki bağlantıları artırarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin etkisini nasıl dengelediğini Kongre’ye raporlamasını istemektedir. Dolayısıyla yasa tasarısının üst ölçekli hedefi Avrasya bağlantı düzeninin Çin lehine tekelleşmesini engellemek; Türkiye açısından ortaya çıkan dışlama ise bunun Doğu Akdeniz’de seçilen ortaklar ve güzergâhlar üzerinden doğan bir sonucudur.
2024–2026 dönemine bütüncül bakıldığında daha önemli bir eğilim görülmektedir: ABD–Yunanistan askerî erişimi, ABD–Kıbrıs Cumhuriyeti savunma yol haritası, Kıbrıs’a yönelik Amerikan savunma ihracatı kısıtlamalarının yıllık olarak askıya alınması, Houston’da Eastern Mediterranean Energy Center, 3+1 mekanizmasının canlandırılması talebi, Great Sea Interconnector, GREGY, IGB ve Yunan LNG altyapıları aynı anda ilerlemektedir. Bunlar tek bir gizli “Türkiye’yi kuşatma planı”nın yanında toplam etkileri Türkiye olmadan çalışabilecek askerî, enerji ve lojistik yedeklilik üretmektir. Daha isabetli kavram “Türkiye’yi çevreleme” yanında, Türkiye’ye bağımlılığı azaltan güzergâh ve proje temelli stratejik yedeklilik/de-riskingtir.
Türkiye’nin buna cevabı yalnızca itiraz veya karşı blok kurmak olmamalıdır. Orta Koridor + Kalkınma Yolu + mevcut Türkiye–Avrupa ulaştırma/enerji altyapısı, Ankara’ya gerçek bir karşı ağırlık vermektedir. Dünya Bankası 2024’te Türkiye’nin doğu kesimindeki Orta Koridor demiryolunun geliştirilmesi için önemli finansman sağlamış; Türkiye Ulaştırma Bakanlığı ise Kalkınma Yolu’nun Türkiye ayağı için yaklaşık 24 milyar dolarlık yatırım ölçeğinden söz etmiştir. Buna göre Ankara için en güçlü strateji Kalkınma Yolu ve Orta Koridor’u birbirine bağlayan “interconnector state” konumunu hedeflemektir.
Deniz hukuku bakımından ise Gateway Act'in etkisi ABD Kongresinin kabul edeceği böyle bir yasa ile Yunanistan’ın veya Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB/kıta sahanlığı iddialarını uluslararası hukuk bakımından geçerli olamaz; Türkiye’nin mevcut kıta sahanlığı iddialarını ortadan kaldıramaz; deniz sınırını da çizemez. Türkiye’nin “hakkaniyet, kıyı uzunlukları ve ana karanın kesilmemesi” argümanının uluslararası içtihatta kavramsal dayanakları vardır; Gateway Act Türkiye’nin deniz yetki alanlarını de jure değiştirmez. Fakat yasa kanunlaşır ve 3+1–EMEC–GSI–GREGY–LNG–ABD/Kıbrıs3 savunma iş birliği uzun süre birlikte gelişirse, Türkiye’nin karşılaşacağı sorun hukuki hak kaybından önce stratejik ve hukuki ortamın Türkiye'nin dışındaki aktörler lehine kurumsallaşması olacaktır.

GATEWAY ACT’İN METNİ, KONGRE SÜRECİ VE GERÇEK STRATEJİK AĞIRLIĞI
H.R.3307, Temsilciler Meclisine 8 Mayıs 2025’te sunuldu. Metnin amacı Doğu Akdeniz ülkelerinin India–Middle East–Europe Economic Corridor (IMEC) içindeki “strategic gateway” rolünü desteklemekti. House Foreign Affairs Committee tasarıyı 21 Ocak 2026’da 45–2 oyla kabul etti. Senato versiyonu S.4443 ise 29 Nisan 2026’da sunuldu; Senate Foreign Relations Committee 17 Haziran’da substitute amendment ile ilerletti; 27 Temmuz’da değiştirilmiş biçimiyle raporlandı ve Calendar No.509 oldu.
Senato’daki güncel metin dört işi birlikte yapmaktadır:

Tablodaki hükümler S.4443 metninde yer almaktadır. CBO, H.R.3307’nin doğrudan uygulanmasının yılda 500 bin doların altında, 2026–2030 toplamında yaklaşık 1 milyon dolar harcama gerektireceğini hesaplamıştır. Bu rakam kritik bir analitik noktaya işaret eder: Gateway Act bir altyapı finansman yasası değil, mevcut ve gelecekteki projeleri ortak bir Amerikan stratejik çerçevesine bağlama yasasıdır.5
Aynı zamanda; AB fonları, ulusal düzenleyiciler, özel yatırımcılar, şirketler ve ayrı Amerikan programları finansman üretirken Gateway Act bunları diplomatik anlamda aynı haritaya yerleştiriyor. Daha da önemlisi, yasa tasarısı Great Sea Interconnector veya GREGY’nin mevcut uluslararası hukuk bakımından resmen “IMEC projesi” haline geldiğini ilan etmemektedir. Metin bunları IMEC bağlantısına hizmet edebilecek “kritk altyapı” olarak siyasi biçimde çerçevelendirmektedir. Net olan, ABD Kongresi’ndeki bu girişimin Kıbrıs–Yunanistan–İsrail altyapısını IMEC’in tercih edilen Doğu Akdeniz ağlarından biri haline getirmeyi amaçladığıdır.

DOĞU AKDENİZ’DE OLUŞAN AĞ: IMEC, EMEC, 3+1, ASKERÎ ERİŞİM VE ENERJİ ALTYAPISI
2024–2026 dönemindeki en önemli gelişmelerden biri enerji ile güvenlik kurumlarının birbirine bağlanmasıdır. 11 Haziran 2026’da ABD, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, İsrail ve Rice University, Houston merkezli Eastern Mediterranean Energy Center (EMEC) kurulmasına ilişkin niyet belgesi imzaladı. ABD Enerji Bakanlığı merkezi enerji güvenliği, kritik altyapı, hidrokarbonlar, yeni teknolojiler ve araştırma iş birliği çerçevesinde tanımlamaktadır. Bu yapı East Mediterranean Gas Forum ile aynı kurum değildir; ancak 3+1 coğrafyasının araştırma/teknoloji ve Amerikan enerji ekosistemiyle kurumsal bağlantısını artırmaktadır. (U.S. DOE, 11 Haziran 2026).
Gateway Act’in 3+1’i yeniden Dışişleri Bakanları düzeyine taşımak istemesi de aynı mantığın diplomatik katmanıdır. Burada amaç yalnız doğal gaz değildir: S.4443, İsrail–Yunanistan–Kıbrıs Cumhuriyeti üçlüsündeki enerji, deniz güvenliği, siber güvenlik ve kritik altyapı koruma diyaloğunu açıkça ABD politikasıyla ilişkilendirmektedir. Bu nedenle 3+1’in olası yeniden kurumsallaşması, Türkiye açısından bir “enerji karteli”nin oluşumu olarak değerlendirilmelidir.
Enerji tarafında ise projelerin teknolojileri birbirinden farklıdır:

Great Sea Interconnector özel olarak önemlidir. AB desteği ve €657,9 milyonluk CEF hibesi, projenin salt ikili siyasi girişim olmadığını göstermektedir. IPTO’nun Ağustos 2026 duyurusu ayrıca Fransız Meridiam’ın proje şirketine çoğunluk yatırımcısı olarak girişi yönündeki anlaşmayı, özel sermayeyi çekme çabasının göstergesi olarak sunmaktadır.
Fransa, Doğu Akdeniz’de yalnızca gemi, uçak ve savunma anlaşmalarıyla var olan bir güç olmaktan çıkıp, bölgenin gelecekteki kritik enerji bağlantılarının mülkiyet, teknoloji ve yönetişim mimarisine yerleşmeye çalışıyor. Ve Türkiye açısından bunun en önemli sonucu: GSI hattında Türkiye–Yunanistan arasında ortaya çıkabilecek bir deniz yetki alanı uyuşmazlığı, giderek yalnızca Ankara–Atina uyuşmazlığı olmaktan çıkıp Fransız ve AB ekonomik-stratejik çıkarlarının da bulunduğu “Avrupalılaşmış” bir uyuşmazlığa dönüşebilir. Bu, Türkiye'nin kıta sahanlığı hakkını hukuken değiştirmez, fakat o hakkı sahada korumanın diplomatik ve jeopolitik maliyetini yükseltebilir. Meridiam’ın olası girişinin Türkiye bakımından en kritik sonucu tam olarak budur. Burada Meridiam yatırımı, Fransa'nın Yunanistan ve Kıbrıs'la kurduğu ilişkilerden ayrı okunmamalı. 2026 itibarıyla Fransa-Yunanistan ilişkisinde karşılıklı yardım boyutu bulunan stratejik savunma ortaklığı, Rafale filosu, FDI fırkateynleri ve yoğunlaşan ortak faaliyetler bulunuyor. Aynı dönemde Fransa-Kıbrıs ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine yükselmiş durumda. GSI bunların arasına fiziksel bir altyapı bağlantısı koyuyor. Dolayısıyla Fransa'nın: savunma ilişkileri + savunma sanayii + enerji altyapısı
+ özel sermaye + deniz varlığı aynı coğrafi aks üzerinde yoğunlaşıyor. Bunu “Fransız Doğu Akdeniz stratejisinin altyapısallaşması” olarak da okumak mümkün.
.png)
GREGY’nin yaklaşık 954 kilometrelik, 3 GW’a kadar kapasiteli çift yönlü HVDC bağlantı olarak tasarlanması ise Doğu Akdeniz jeopolitiğinin hidrokarbon merkezli eski çerçevesinden elektrik, yenilenebilir enerji ve şebeke entegrasyonu merkezli yeni çerçeveye kaydığını gösteriyor. Bu önemlidir; çünkü siyasi tartışmalar hâlâ çoğunlukla EastMed doğal gaz boru hattı üzerinden yürütülürken, Gateway Act’in güncel metni elektrik interkonnektörlerini ve LNG altyapısını daha görünür biçimde öne çıkarmaktadır.
.png)
Yunanistan’ın kuzeyindeki Alexandroupolis ise enerji ve askerî lojistiğin aynı coğrafyada üst üste geldiği düğümdür. LNG terminali 1 Ekim 2024’te faaliyete girmiş ve yıllık maksimum yaklaşık 5,5 bcm yeniden gazlaştırma kapasitesiyle Bulgaristan, Romanya ve daha kuzeydeki pazarlara gaz yönlendirmeyi hedeflemiştir. Aynı liman ABD kuvvetlerinin Avrupa’nın doğu kanadına askerî teçhizat taşımalarında da kullanılmıştır. Bunun Türkiye açısından stratejik güvenlik tehdidi yanında ABD’ye Türkiye topraklarından geçmeden Balkanlar/Romanya yönüne ilave kara-lojistik opsiyonu sağladığı açıktır.

Souda Bay de benzer şekilde uzun vadeli erişim altyapısıdır. Pentagon, Mayıs 2025’te Naval Support Activity Souda Bay için yaklaşık 58 milyon dolarlık üs işletme destek sözleşmesi açıkladı; opsiyonlarla çalışma 2034’e kadar uzanabilmektedir.
Kıbrıs Cumhuriyeti cephesindeki değişim daha nitelikseldir. ABD ve Kıbrıs Cumhuriyeti 9 Eylül 2024’te ikili savunma iş birliği yol haritası imzaladı; 11 Eylül’de Pentagon, uluslararası askerî eğitim, müşterek tatbikatlar ve State Partnership Programındaki ilerlemeyi bu yol haritasıyla ilişkilendirdi. 15 Ocak 2025 tarihli Presidential Determination 2025-03 ise Kıbrıs Cumhuriyeti’ne savunma malzemesi/hizmeti sağlanmasının ABD güvenliğini güçlendireceği ve dünya barışını destekleyeceği yönünde resmî başkanlık tespiti yaptı.

ABD’nin Kıbrıs silah ambargosunu kaldırması ise Mevcut ITAR düzenlemesinde 1 Ekim 2025–30 Eylül 2026 için Kıbrıs’ın proscribed destination6 statüsü ve genel ret politikası askıya alınmasıdır. ABD mevzuatı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kara para aklama reformlarını sürdürmesini ve Rus askerî gemilerinin liman hizmetlerine erişimini engelleme yönünde gerekli adımları atmasını şart koşmaktadır. (Federal Register, 9 Eylül 2025).
Dolayısıyla Washington'ın gözünde Kıbrıs Cumhuriyeti giderek enerji, tahliye/insanî operasyon, liman güvenliği, savunma eğitimi, kritik altyapı ve İsrail–Yunanistan bağlantılarının kesiştiği bir platforma dönüşmektedir. Türkiye açısından uzun vadeli mesele yalnız silah sayısının artması değil, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Batı güvenlik ve enerji kurumlarına daha sıkı bağlanmasıdır.

Gateway Act’in bağlamında IMEC’in Türkiye’yi tamamen jeoekonomik olarak devre dışı bırakacağı varsayımı güçlü olsa da Türkiye'nin ulaşım coğrafyası farklı bir eksende güçlüdür: Trans-Hazar/Orta Koridor, Orta Asya–Hazar–Azerbaycan–Gürcistan–Türkiye–Avrupa zincirini oluşturur. Dünya Bankası bu koridorda ulaştırma sürelerini ve kapasite darboğazlarını azaltacak yatırımları stratejik görmektedir; 2024 sonunda Türkiye için 660 milyon dolarlık demiryolu finansmanı onaylamış ve doğu Türkiye’deki Divriği–Kars–Gürcistan sınırı hattının modernizasyonunu Orta Koridor bağlantısıyla ilişkilendirmiştir.
Dünya Bankası proje belgelerinde Divriği–Kars–Gürcistan sınırı hattı Orta Koridor’un Türkiye kısmındaki kritik kapasite darboğazlarından biri olarak ele alınmaktadır; daha güncel proje kayıtlarında toplam proje ölçeği yaklaşık 1,6 milyar dolar düzeyindedir. Demiryolu kapasitesi, sınır/gümrük işlemleri, liman bağlantıları ve Boğaz geçiş kapasitesi iyileştirilerek haritadaki en kısa güzergâhın fiilen en rekabetçi güzergâh haline dönüştürülmesi gerekmektedir.
Kalkınma Yolu ise Basra Körfezi’ndeki Al-Faw’dan Irak üzerinden Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya ulaşması öngörülen kara/demiryolu eksenidir. Türkiye, Irak, Katar ve BAE 2024'te projeye ilişkin dörtlü iş birliği çerçevesi oluşturdu; Türkiye Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 2025'te Türkiye tarafındaki bağlantılar dahil gereken yatırım büyüklüğünü yaklaşık 24 milyar dolar ölçeğinde sunmaktadır. Projenin bu nedenle kısa vadede IMEC'e hazır bir alternatif olduğunu değil, yüksek sermaye ve uzun süreli Irak içi uygulama/finansman koordinasyonu gerektiren potansiyel rakip-tamamlayıcı koridor olduğunu söylemek daha doğrudur.
IMEC Hindistan–Körfez–Orta Doğu–Avrupa, Orta Koridor Orta Asya/Kafkasya–Türkiye–Avrupa, Kalkınma Yolu ise Basra Körfezi/Irak–Türkiye–Avrupa bağlantısını hedeflemektedir. Türkiye için en yüksek getirili strateji, örneğin Körfez–Irak–Türkiye hattını Orta Koridor’a ve Avrupa demiryolu ağına bağlayarak farklı tedarik zincirlerinin Türkiye’de kesişmesini sağlamaktır.
IMEC'in mevcut kurucu mimarisi Türkiye'yi ne katılımcı ne de transit ülke olarak içermektedir. Bu durum Türkiye'nin transit ülke olma kapasitesini ortadan kaldırmamakla birlikte, Körfez–Avrupa ve Asya–Avrupa bağlantılarında Türkiye'nin coğrafi vazgeçilmezliğini azaltabilecek alternatif bir güzergâhın kurumsallaşması anlamına gelmekte; dolayısıyla Ankara'nın Avrasya ile Avrupa arasındaki başlıca lojistik ve enerji merkezi olma stratejik önceliğini görece zayıflatma potansiyeli taşımaktadır.
S.4443, yalnızca IMEC’i “Chinese infrastructure investments”a stratejik alternatif saymakla kalmıyor; uygulanması halinde ABD Dışişleri Bakanından IMEC’in Amerikan ortakları arasındaki ticaret ve bağlantıları artırarak Çin etkisine karşı nasıl sonuç ürettiğini periyodik raporlamasını talep ediyor. Bu, Gateway Act’in Doğu Akdeniz politikasının küresel altyapı rekabetinden ayrı okunamayacağını göstermektedir.

Bu tablo, Gateway Act'in tüm aktörleri Türkiye'ye karşı ortaklaştırdığı anlamına gelmese de; Türkiye karşıtı aktörlerin örtüşen ve ayrışan çıkarları bulunmaktadır. Özellikle ABD'nin Türkiye ile savunma temaslarının devam etmesi, “bloklaşma” tezinin sınırlarını gösterse de tatmin edici düzeyde olduğunu söylemek mümkün değildir.
En muhtemel temel senaryoda IMEC/Doğu Akdeniz ağı, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu aynı anda ilerlese de ve GSI ve GREGY tamamen bitmese bile Yunan LNG–IGB ağı işler. Bu senaryoda Türkiye “bypass edilmiş” olmasa da eskiden sahip olduğu geçiş tekeli primi azalır. Alexandroupolis'in LNG ve lojistik rolü, IGB’nin genişleme çalışmaları ve Dünya Bankasının eşzamanlılığı bu olasılıkla uyumludur.
Türkiye açısından en olumlu senaryo IMEC'e politik olarak karşı çıkmak yerine IMEC+Türkiye bağlantısı, Kalkınma Yolu ve Orta Koridor arasında ara yüzler geliştirmek olsa da S.4443'ün ABD Dışişleri Bakanına ilave devletleri “IMEC country” olarak belirleme yetkisi vermesi, ABD iç hukuku açısından Türkiye’nin ileride IMEC kapsamındaki bazı diplomatik formatlara alınmasını teorik olarak mümkün kılmaz. Bu aynı zamanda Türkiye’nin yasa metnindeki “Eastern Mediterranean country” tanımına otomatik olarak eklenmesi anlamına gelmeyecektir.
Bu seçeneğin teknik uygulanabilirliği orta-yüksek, çünkü Türkiye’nin Avrupa ve Kafkasya’ya çalışan mevcut demiryolu/liman şebekesi vardır; mali uygulanabilirliği orta, çünkü kapasite artışları milyarlarca dolarlık yatırımlar gerektirse de Dünya Bankası gibi çok taraflı finansman kanalları aktif durumdadır; kurumsal/siyasi uygulanabilirliği ise orta-düşüktür, çünkü Kıbrıs, Türkiye–Yunanistan deniz yetki alanları projelerinin siyasal riskini yükseltmektedir.
Daha olumsuz senaryoda 3+1 yeniden güçlü şekilde kurumsallaşır, GSI/GREGY ve Yunan LNG/Dikey Koridor kapasitesi büyür, Kıbrıs Cumhuriyeti ABD savunma ekosistemine daha derin girmesi ve Türkiye buna Orta Koridor–Kalkınma Yolu eksenini ayrı bir jeoekonomik blok gibi geliştirerek karşılık vermesi mümkündür. Böyle bir model, enerji/ulaştırmada mükerrer altyapı ve yüksek sermaye maliyeti yaratabilir; ayrıca Doğu Akdeniz'deki deniz yetki uyuşmazlıklarının teknik projeleri siyasi krizlere dönüştürme ihtimalini artırır.
En ekonomik fakat siyasi bakımdan en zor senaryo, Türkiye–Yunanistan deniz sınırlandırmasının müzakere/uluslararası yargı yoluyla yönetilmesi, Kıbrıs çevresindeki doğal kaynaklar için geçici ortak düzenlemeler veya gelir paylaşım mekanizmaları geliştirilmesi ve enerji/elektrik bağlantılarının sıfır toplamlı olmaktan çıkarılmasıdır.


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), “Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatıyla Mısır ile 2003, Lübnan ile 2007, İsrail ile 2010 yıllarında MEB sınırlandırma anlaşmaları imzalamıştır; Lübnan anlaşmasının onay süreci ise tamamlanmamıştır. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bakımından temel sorun, Rum tarafının 1963'ten beri Kıbrıs Türk halkını devlet organlarından dışlamış olmasına rağmen, adanın tamamını ve iki kurucu halkı tek başına temsil ediyormuş gibi deniz yetki alanı sınırlandırması yapması ve doğal kaynaklar üzerinde tek taraflı tasarrufta bulunmasıdır. Türkiye'nin resmî tezine göre GKRY, Kıbrıs Türk halkının iradesi ve onayı olmaksızın bütün ada adına hareket etme yetkisine sahip değildir.
Kıbrıs Türk halkı adanın doğal kaynakları üzerinde gelecekte pay verilmesi gereken bir azınlık değil, eşit ve asli ortak hak sahibidir. Bu hak yalnız muhtemel gelirlerin paylaşılmasını değil; arama, ruhsatlandırma, işletme, güzergâh belirleme ve uluslararası anlaşma süreçlerine karar alma aşamasından itibaren etkili katılımı gerektirir. Bu nedenle Rum tarafının tek yanlı hidrokarbon ruhsatları ve sınırlandırma işlemleri, Türkiye'nin kıta sahanlığı haklarından bağımsız olarak, KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının eşit egemenlik ve ortak mülkiyet hakları bakımından da itiraza açıktır. KKTC'nin Türkiye Petrolleri'ne verdiği ruhsatlar ile Türkiye–KKTC arasındaki kıta sahanlığı sınırlandırma düzenlemesi de Türk tarafının sahadaki hukuki ve kurumsal dayanakları arasındadır.
Uluslararası toplumun Rum yönetimini “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla tanıması, Türkiye ve KKTC'nin bu tanımanın adadaki fiilî ve anayasal gerçekliği yansıtmadığı yönündeki itirazını ortadan kaldırmaz; aynı şekilde üçüncü devletlerin GKRY ile yaptığı anlaşmalar, Türkiye'nin kıta sahanlığı haklarına veya Kıbrıs Türk halkının eşit ve asli haklarına halel getiremez. İkili anlaşmalar yalnız tarafları arasında sonuç doğurabilir; Türkiye ve KKTC'nin hak ve yetki iddialarıyla örtüşen alanlarda kesin ve üçüncü taraflara karşı ileri sürülebilir bir deniz sınırı yaratamaz. Türkiye açısından çözüm, Rum tarafının tek yanlı işlemlerinin veri kabul edilmesi değil; Türkiye'nin ve KKTC'nin haklarının muhataplarca tanındığı, iki tarafın egemen eşitliğine dayalı müzakere ve iş birliği mekanizmalarının kurulmasıdır.
Gateway Act kanunlaşırsa ABD iç hukukunda Dışişleri Bakanlığı ve ilgili kurumlara siyasi öncelik, raporlama ve iş birliği yönü verir. Fakat tek taraflı ABD mevzuatı deniz sınırı yaratamaz. Yani yasa, Yunanistan'ın Meis'e verdiği MEB etkisini “uluslararası hukuk gereği doğru” hale getirmez; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün lisans bloklarını Türkiye'ye karşı kesinleştirmez; Türkiye–Libya mutabakatını hukuken hükümsüz kılamaz; Türkiye'nin kıta sahanlığını azaltamaz. Deniz yetki alanı sınırları ilgili devletlerin anlaşması veya yetkili uluslararası yargı/tahkim mekanizmasının kararı ile kesinleştirilebilir. UNCLOS m.74 ve m.83'ün hedefi “equitable solution”dır.
Bununla birlikte Gateway Act'in dolaylı hukuki-stratejik etkileri küçümsenmemelidir. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iddialarını uluslararası hukuken yaratmasa da Amerikan yatırımını, savunma ilişkilerini, diplomatik tanınmayı, enerji şirketlerini ve AB altyapı kararlarını aynı ağda birleştirerek bu ülkelerin fiilî kurumsal konumunu güçlendirebilir. Uzun süre kesintisiz çalışan kablolar, LNG hatları, lisanslama rejimleri ve güvenlik iş birlikleri hukukta doğrudan deniz sınırı oluşturmaz; fakat ilerideki müzakerelerin siyasi maliyet yapısını değiştirebilir. Bu bir hukuki değil jeopolitik fiilî durum etkisidir.
Türkiye açısından en sağlam hukuk stratejisi, tezini Doğu Akdeniz'in özel coğrafyası ve hakkaniyete uygun sonuç ilkesi üzerine kurmaktır: ilgili kıyıların doğru belirlenmesi, ana kara kıyılarının üstün coğrafi ağırlığı, kıyı uzunluklarının orantısı, küçük ve ters tarafta kalan adaların Türkiye'nin denize açılımını kesme etkisi, eşit uzaklık hattının hakkaniyet gereğince düzeltilmesi, üçüncü taraf haklarının korunması ve sınırlandırılmamış alanlarda nihai çözümün tehlikeye düşürülmemesi. Black Sea ve Bangladesh/Myanmar kararları başta olmak üzere sınırlandırma içtihadı, adaların somut coğrafyaya göre azaltılmış etki alabileceğini göstermesi bakımından Türkiye'nin yaklaşımına önemli hukuki dayanak sağlar.
Kıbrıs bakımından savunulması gereken tez yalnızca Kıbrıs Türklerine gelecekte gelirden pay verilmesi değildir. Kıbrıs Türk halkı, adanın doğal kaynakları ve çevresindeki deniz alanları üzerinde karar alma süreçlerine baştan itibaren katılması gereken eşit ve asli ortaktır. Türkiye'nin kendi kıta sahanlığı hakları ile KKTC'nin ve Kıbrıs Türk halkının hakları birbirini tamamlayan, fakat hukuken ayrı dayanaklara sahip iki itiraz eksenidir. Bu nedenle muhtemel iş birliği veya kaynak paylaşımı modelleri, GKRY'nin tek yanlı yetki iddiasını meşrulaştıran geçici düzenlemeler şeklinde değil; iki tarafın egemen eşitliğini, eşit karar alma yetkisini ve kazanılmış haklara halel getirmeme ilkesini güvenceye alan mekanizmalar olarak tasarlanmalıdır.
SONUÇ
Gateway Act Türkiye'nin ve KKTC'nin deniz yetki alanlarına, egemen haklarına veya Kıbrıs Türk halkının ada kaynakları üzerindeki eşit ve asli ortaklık hakkına de jure zarar veremez. ABD iç hukukuna ait bir düzenleme; Yunanistan ve GKRY'nin tek taraflı deniz yetki alanı iddialarını uluslararası hukuk bakımından kesinleştiremez, Türkiye–Libya Mutabakat Muhtırası'nı hükümsüz kılamaz ve KKTC'yi hukukî-siyasi denklemin dışına çıkaramaz. Bununla birlikte 3+1–EMEC–GSI–GREGY–LNG ve ABD–GKRY güvenlik iş birliği birlikte kurumsallaştığında, Türkiye ve KKTC'nin karşılaşacağı temel risk, tek taraflı Rum–Yunan tezlerinin enerji, finansman ve güvenlik ağları aracılığıyla fiilî bir bölgesel düzene dönüştürülmeye çalışılmasıdır. Buna verilecek etkili cevap; Türkiye ve KKTC'nin koordineli diplomatik ve hukukî tutumunu sürdürmesi, sahadaki hak ve menfaatlerini kararlılıkla koruması, Kıbrıs Türk tarafının eşit egemen statüsünü görünür kılması, Türkiye merkezli rekabetçi enerji ve ulaştırma bağlantıları geliştirmesi ve ancak kazanılmış haklara halel getirmeyen, tarafların egemen eşitliğini esas alan müzakere modellerine açık olmasıdır. Gateway Act'in Türkiye açısından asıl önemi, mevcut hakları ortadan kaldırmasında değil, Türkiye ve KKTC dışlanarak bu hakların kullanılacağı jeopolitik çevreyi yeniden biçimlendirme girişiminde yatmaktadır.
Kaynakça:
• Congressional Budget Office. (2026, February 3). H.R. 3307, Eastern Mediterranean Gateway Act. U.S. Congressional Budget Office. https://www.cbo.gov/publication/62031
• European Commission. (n.d.). GREGY: High voltage electrical interconnection in the Eastern Mediterranean. Directorate-General for International Partnerships. https://international-partnerships.ec.europa.eu/policies/global-gateway/gregy-high-voltage-electrical-interconnection-eastern-mediterranean_en
• European Commission. (n.d.). Euro-Asia submarine electricity interconnection cable. Directorate-General for International Partnerships. https://international-partnerships.ec.europa.eu/policies/global-gateway/euro-asia-submarine-electricity-interconnection-cable_en
• International Court of Justice. (1969). North Sea Continental Shelf (Federal Republic of Germany/Denmark; Federal Republic of Germany/Netherlands), judgment. I.C.J. Reports 1969, 3.
• International Court of Justice. (1985). Continental Shelf (Libyan Arab Jamahiriya/Malta), judgment. I.C.J. Reports 1985, 13.
I.C.J. Reports 2009, 61.
I.C.J. Reports 2021.