Logo
Çağ Üniversitesi
20.07.2026

Haftalık Jeopolitik Gelişmeler

Prof. Dr. Murat KOÇ tarafından

ULUSLARARASI HUKUK VE JEOPOLİTİK KISKACINDA HÜRMÜZ BOĞAZI:

ABD VE İRAN’IN SORUMLULUĞU İLE ÜÇÜNCÜ DEVLETLERİN MAĞDURİYETİ

Özet:

Hürmüz Boğazı, küresel enerji arz güvenliğinin kalbi olmasının yanı sıra uluslararası deniz hukukunun en dinamik ve ihtilaflı uyuşmazlık alanlarından birini teşkil etmektedir. Özellikle 2026 yılı itibarıyla tırmanan askeri gerilimler, tek taraflı seyrüsefer kısıtlamaları, deniz mayınlamaları ve liman ablukaları, konuyu jeopolitik bir kriz olmaktan çıkarıp uluslararası hukuki bir hesaplaşma zeminine taşımıştır. Bu çalışma, Hürmüz Boğazı’ndaki güncel durumu Uluslararası Deniz Hukuku (BMDHS) ve Uluslararası Teamül Hukuku çerçevesinde analiz etmektedir. Makale kapsamında, İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tek taraflı haksız uygulamaları, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun (ILC) "Devletin Uluslararası Haksız Fiillerden Doğan Sorumluluğu" normları uyarınca incelenmiştir. Ayrıca, çatışmanın doğrudan tarafı olmayan üçüncü devletlerin uğradığı ticari, lojistik ve ekonomik zararlar ile bu zararların tazmini meselesi hukuki bir projeksiyonla ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Hürmüz Boğazı, Transit Geçiş Hakkı, Zararsız Geçiş, Devletin Sorumluluğu, Üçüncü Devletlerin Mağduriyeti.

 
  Metin Kutusu: Bugün itibarıyla, boğaz “hukuken açık fakat fiilen ağır biçimde riskli” bir koridor niteliği taşımaktadır. Resmî deniz güvenliği bültenlerine göre 16 Temmuz 2026 itibarıyla Hürmüz’de tehdit seviyesi “Ciddi” olarak değerlendirilmiş, trafik çatışma öncesi seviyelerin belirgin biçimde altında kalmış, gemiler yoğun askerî varlık, mayın riski, GNSS/AIS karıştırması, VHF hailing ve yönlendirme baskısı ile karşı karşıya kalmıştır; 14–15 Temmuz’da yalnızca 13 ve 12 geçiş rapor edilmiş, Reuters 17 Temmuz’da emtia taşıyan gemi geçişlerinin gün içinde üçe kadar düştüğünü bildirmiştir (Joint Maritime Information Center [JMIC], 2026b; Reuters, 2026g).

 

  1. GİRİŞ VE GÜNCEL JEOPOLİTİK DURUM

Hürmüz Boğazı, Umman Basra Körfezi ile Umman Körfezi’ni birbirine bağlayan ve küresel ham petrol ticaretinin yaklaşık %27’sinin, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) trafiğinin ise %20’sinin geçiş güzergahını oluşturan hayati bir jeostratejik dar boğazdır. Tarihsel süreçte Tanker Savaşları (1980-1988) gibi krizlerle sarsılan bu bölge, 2026 yılının ilk yarısından itibaren ABD, İsrail ve İran arasındaki doğrudan askeri angajmanlar neticesinde tarihin en derin seyrüsefer krizlerinden birine sahne olmaktadır. Şubat 2026'da başlayan askeri operasyonların ardından İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’nı ticari gemilere "kapattığını" ilan etmiş ve onaylanmayan rotaları kullanan gemilere karşı askeri güç kullanmıştır. Buna karşılık ABD yönetimi, seyrüsefer serbestisini (Freedom of Navigation) yeniden tesis etmek gerekçesiyle İran limanlarına yönelik tek taraflı bir deniz ablukası (naval blockade) uygulamaya koymuş ve Boğaz'dan geçen ticari yüklerden bir güvenlik harcı/geçiş ücreti tahsil etme niyetini beyan etmiştir. Güncel durumda, Boğaz'ın geleneksel Trafik Ayrım Düzeni (Traffic Separation Scheme) İran tarafından dökülen deniz mayınları sebebiyle işlemez hale gelmiştir. Gemiler, Umman veya İran kara sularına çok yakın, güvenlik riski yüksek alternatif rotalara zorlanmaktadır. Bu durum, sigorta primlerinin katlanmasına, onlarca LNG tankerinin mahsur kalmasına ve küresel tedarik zincirinde milyarlarca dolarlık haksız zararların doğmasına yol açmıştır.

 
  Metin Kutusu: Uluslararası hukuk bakımından temel mesele, Hürmüz’ün niteliğinin “uluslararası seyrüseferde kullanılan boğaz” olması ve bu nedenle transit geçiş rejimine tâbi bulunmasıdır. UNCLOS m. 37–44 uyarınca tüm gemiler ve hava araçları transit geçiş hakkından yararlanır; kıyı devletleri bu geçişi engelleyemez, askıya alamaz ve ancak seyrüsefer güvenliği, kirlilik, balıkçılık ve gümrük/sağlık gibi sınırlı alanlarda, geçişi fiilen inkâr etmeyecek biçimde düzenleme yapabilir. Corfu Channel kararı1 da boğaz geçişi, mayın tehlikesini bildirme yükümlülüğü ve kıyı devletinin deniz tehlikeleri karşısındaki sorumluluğu bakımından hâlen kurucu içtihattır [UNCLOS], 1982, arts. 37–44; International Court of Justice [ICJ], 1949).

 

  1. HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN HUKUKİ STATÜSÜ VE GEÇİŞ REJİMLERİ

Hürmüz Boğazı’nın hukuki statüsü üzerindeki tartışma, uluslararası sözleşme hukuku ile teamül hukuku arasındaki çatışmanın en bariz örneğidir. Deniz hukukunda iki temel geçiş rejimi bu ihtilafın merkezinde yer almaktadır: Transit Geçiş (Transit Passage) ve Zararsız Geçiş (Innocent Passage).

    1. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS / UNCLOS) ve Transit Geçiş

1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) 37. ve 38. maddeleri, açık denizlerin veya münhasır ekonomik bölgelerin bir parçası ile diğer bir parçası arasında uluslararası seyrüsefer için kullanılan boğazlarda "transit geçiş" rejiminin geçerli olduğunu hükme bağlar. Transit geçiş hakkı uyarınca:

      • Kıyı devletleri, yabancı gemilerin sürekli ve süratli geçişlerini engelleyemez, durduramaz veya askıya alamaz

(BMDHS, Md. 44).

      • Askeri gemiler ve denizaltılar da dahil olmak üzere tüm gemiler, normal seyir modlarında (örneğin denizaltılar su altından) geçiş hakkına sahiptir.

Ancak ne ABD ne de İran 1982 BMDHS’sine taraf devletlerdir (Weller, 2026). ABD sözleşmeyi hiç imzalamamış; İran ise imzalamış fakat meclisinde onaylamamıştır. ABD ve müttefikleri, BMDHS’de düzenlenen transit geçiş rejiminin zamanla bir uluslararası teamül hukuku (customary international law) kuralına dönüştüğünü ve bu nedenle sözleşmeye taraf olmasalar dahi İran dahil tüm devletleri bağladığını savunmaktadır (Chatham House, 2026; Roach & Smith, 2012).

    1. İran’ın "Zararsız Geçiş" ve "Israrlı Muhalif" İddiaları

İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’ndaki kara sularının 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi ile teamül hukukunun "zararsız geçiş" rejimine tabi olduğunu ileri sürmektedir (Juda, 2026; Kraska, 2011). Zararsız geçiş rejimi kıyı devletine çok daha geniş yetkiler tanır:

      • Kıyı devleti, barışına, iyi düzenine veya güvenliğine zararlı gördüğü durumlarda yabancı gemilerin geçişini askıya alabilir veya kısıtlayabilir.
      • Denizaltıların su üstünden gitmesi ve bayraklarını çekmesi zorunludur.
      • Devletlerin askeri uçaklarının boğaz üzerinde uçuş hakkı (overflight) bulunmamaktadır.

İran, transit geçiş rejiminin teamül kuralı haline geldiği tezini reddederek kendisinin bu kuralın oluşum aşamasından beri "Israrlı Muhalif" (Persistent Objector)2 olduğunu beyan etmektedir (Bederman, 2001; SSRN, 2026). Dolayısıyla İran, Boğaz'ın kendi kara sularına isabet eden koridorlarında mutlak egemenlik hakkına dayanarak ulusal güvenliği gerektirdiğinde seyrüseferi denetleme ve kısıtlama yetkisine sahip olduğunu iddia etmektedir.

  1. TARAFLARIN HAKSIZ UYGULAMALARI VE ULUSLARARASI HUKUK İHLALLERİ

2026 yılındaki kriz sürecinde hem İran hem de ABD, uluslararası seyrüsefer serbestisini ve devletler hukukunu açıkça ihlal eden eylemlerde bulunmuştur.

    1. İran’ın Haksız Uygulamaları

Boğazın Hukuka Aykırı Kapatılması ve Ticari Gemilere Saldırılar: İran’ın, ABD müdahalesini gerekçe göstererek seyrüseferi tamamen durdurması ve sivil tankerlere (örneğin BAE bandıralı gemilere) füze ve insansız hava araçlarıyla saldırması, Uluslararası İnsani Hukuk ve Deniz Harbi Hukuku’ndaki "askeri unsurlar ile sivil nesnelerin ayırt edilmesi" (distinction) ilkesini ihlal eder (INSS, 2026).

https://www.timesnownews.com/world/middle-east/iran-strait-of-hormuz-naval-mines-explained-us-president-donald-trump-warning-iran-war-article-153804897

  1. Uluslararası Seyrüsefer Hatlarının Mayınlanması: İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) tarafından Trafik Ayrım Düzeni alanına serbestçe sürüklenen veya demirlenen deniz mayınlarının dökülmesi, 1907 tarihli La Haye Sözleşmesi (VIII) hükümlerine ve uluslararası teamül hukukuna aykırıdır. Barışçıl ticari gemiler için güvenli koridorlar sağlamadan yapılan körü körüne mayınlama, uluslararası hukuka göre açıkça hukuka aykırıdır (Opinio Juris, 2026).
  2. Tek Taraflı Transit Ücreti/Harç Dayatması: İran’ın seyrüsefer geçişi için ticari gemilerden hukuki dayanağı olmayan zorunlu harçlar talep etmesi ve bunu bürokratik engellerle yavaşlatması, sürekli ve süratli geçiş ilkelerine aykırıdır (Future UAE, 2026).
    1. ABD’nin Haksız Uygulamaları
  1. Yasadışı Koruyucu/Zorunlu Transit Ücretleri: ABD yönetiminin, Hürmüz Boğazı’nın "koruyucusu" sıfatıyla bölgeden geçen tüm kargolardan %20 oranında zorunlu bir geçiş harcı (toll) alacağını ilan etmesi uluslararası hukuka aykırıdır. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve bağımsız hukukçular, hiçbir devletin uluslararası bir su yolunda seyrüsefer serbestisi karşılığında zorunlu vergi veya harç koyma hakkı olmadığını teyit etmiştir (Weller, 2026).
  2. Genişletilmiş Deniz Ablukası ve Ticari Gemilere Müdahale: ABD'nin sivil deniz trafiğini koruma gerekçesinin ötesine geçerek İran limanlarına yönelik geniş kapsamlı ve sivil ekonomiyi tamamen felç etmeyi amaçlayan bir deniz ablukası (naval blockade) uygulaması, insani hukuk sınırlarını aşmaktadır (Chatham House, 2026). Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(4). Maddesindeki kuvvet kullanma yasağının ihlali niteliğindeki bu eylemler, meşru müdafaa sınırlarının (proportionality and necessity) ötesinde "hukuka aykırı ekonomik ve askeri yaptırım" teşkil etmektedir.

  1. Kapsam Dışı Yaptırım Tehditleri: ABD Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi’nin (OFAC), sadece İran’a boğazdan güvenli geçiş için ücret ödeyen üçüncü taraf sivil gemicilik şirketlerini dahi ikincil yaptırımlarla (secondary sanctions) tehdit etmesi, devletlerin yargı yetkisinin sınırlarını aşan aşırı sınır-ötesi (extraterritorial) bir hukuk ihlalidir (BBC, 2026).

  1. DEVLETİN SORUMLULUĞU VE HUKUKİ HESAP VEREBİLİRLİK

Bir devletin uluslararası hukuka aykırı eylemleri, Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun (ILC) "Devletin Uluslararası Haksız Fiillerden Doğan Sorumluluğu Metni" (Draft Articles on State Responsibility - 2001) kapsamında değerlendirilir (Crawford, 2002).

    1. Kusur ve Atfedilebilirlik (Attributability)

ILC metninin 4. maddesi uyarınca, devlet organlarının (silahlı kuvvetler, resmi makamlar) eylemleri doğrudan o

devlete atfedilir (ILC, 2001).

      • İran Açısından: İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) sivil tankerleri vurması, körü körüne mayın dökmesi ve Boğaz’ı kapatması doğrudan İran devletinin haksız fiilidir (NPR, 2026; ILC, 2001). İran, bu eylemleri askeri müttefikleri veya vekilleri (örneğin Yemen'deki Husiler) aracılığıyla yapsa dahi, eylemler üzerinde "etkin kontrol" (effective control) sahibi olduğu ölçüde ILC 8. maddesi uyarınca sorumlu tutulacaktır.
      • ABD Açısından: ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ve Donanması tarafından ticari gemilerin zorla alıkonulması, limanların bloke edilmesi veya sivil çifte-kullanımlı altyapıların orantısız şekilde vurulması doğrudan ABD devletinin uluslararası hukuki sorumluluğunu doğurur (Iran International, 2026; ILC, 2001).
    • Hukuka Aykırılığı Ortadan Kaldıran Sebeplerin Geçersizliği

Devletler, askeri kriz dönemlerinde sıklıkla "Meşru Müdafaa" (ILC Md. 21) veya "Zorunluluk Hali" (Necessity - ILC Md. 25) savunmalarına sığınırlar (Uerpmann-Wittzack, 2018). Ancak uluslararası yargı içtihatları (örneğin Uluslararası Adalet Divanı'nın Korfu Boğazı Davası ve Petrol Platformları Davas4ı kararları), uluslararası seyrüsefere açık bir boğazın sivil gemilere tamamen kapatılmasını veya sivil gemilerin güvenliğinin tehlikeye atılmasını "zorunluluk hali" kapsamında haklı bulmamaktadır (ICJ, 1949; ICJ, 2003). Dolayısıyla ne İran’ın güvenlik mülahazaları ne de ABD’nin koruma misyonu iddiaları, işlenen haksız fiillerin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmamaktadır.

  1. ÜÇÜNCÜ DEVLETLERİN MAĞDURİYETİ VE ZARARLARIN TAZMİNİ

Hürmüz Boğazı krizinin en büyük maliyetini, çatışmanın doğrudan tarafı olmayan ancak küresel deniz ticaretini yürüten üçüncü (nötr) devletler ve bunlara ait ticari şirketler ödemektedir.

    1. Doğan Doğrudan ve Dolaylı Zararlar

Üçüncü devletlerin (örneğin AB ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Körfez ülkeleri) yaşadığı mağduriyetler şu şekilde kategorize edilebilir:

      • Fiziki Zararlar: Tankerlerin füzeler, sabotajlar veya mayınlar sebebiyle hasar görmesi, batması veya mürettebat kaybı (örneğin BAE bayraklı gemilerdeki can kayıpları).
      • Lojistik ve Operasyonel Zararlar: Gemilerin haftalarca Boğaz içinde mahsur kalması (örneğin mahsur kalan Yunanistan işletmeli LNG tankerleri), yüklerin gecikmesi veya bozulması.
      • Finansal Zararlar: Savaş riski sigortası (War Risk Insurance) primlerindeki fahiş artışlar, alternatif rotaların (Ümit Burnu vb.) kullanılması sebebiyle uzayan sefer süreleri ve artan yakıt maliyetleri.
    • Diplomatik Himaye ve Uluslararası Yargı Yolları

Mağdur olan üçüncü devletler, haksız fiil sahibi olan İran ve ABD’ye karşı uluslararası hukukta Diplomatik Himaye (Diplomatic Protection) hakkına sahiptir (ILC, 2006). Hakları ihlal edilen sivil gemicilik şirketleri ve armatörler doğrudan uluslararası mahkemelere gidemediği için, bayrak devletleri (Flag States) devreye girerek kendi vatandaşlarının ve şirketlerinin uğradığı zararları devlet düzeyinde sahiplenebilir.

      • Tazminat Talepleri: Mağdur devletler, ILC’nin 36. maddesi uyarınca haksız fiilde bulunan devletlerden maddi ve manevi zararların tam olarak tazmin edilmesini (compensation) talep etme hakkına sahiptir (Crawford, 2002).
      • Yargı Mercileri: Uyuşmazlıklar, Hamburg’daki Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS) önüne veya devletlerin rızası dahilinde Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD / ICJ) taşınabilir. Geçmişteki Korfu Boğazı (İngiltere v. Arnavutluk) davası, uluslararası boğazı mayınlayarak üçüncü devlet gemilerine zarar veren kıyı devletinin tazminat ödemekle yükümlü olduğuna dair en net emsal karardır (ICJ, 1949).
  1. SONUÇ

2026 yılı itibarıyla Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, hukukun askeri çıkarlar doğrultusunda araçsallaştırıldığı tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenlik ve ısrarlı muhalefet iddialarına sığınarak Boğaz’ı kapatması ve sivil gemileri hedef alması seyrüsefer serbestisine yönelik ağır bir ihlal teşkil ederken; ABD’nin 

tek taraflı liman ablukaları, orantısız güç kullanımı ve uluslararası su yollarında yasadışı harç dayatmaları da aynı ölçüde hukuk dışıdır.

Diğer taraftan Hürmüz Boğazı'nın hukuki rejimi yalnızca İran'ın değil, boğazın diğer kıyı devleti olan Umman Sultanlığının hak ve yükümlülükleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle hem İran hem de Umman, kıyı devleti sıfatıyla boğaz üzerindeki egemenliklerini kullanırken transit geçiş hakkını engelleyici veya fiilen ortadan kaldırıcı tedbirlerden kaçınmakla yükümlüdür. Buna karşılık İran’ın boğazı tek taraflı olarak bütünüyle kapatmaya çalışması, Umman’ın karasularına veya hava sahasına müdahale etmesi, Umman’ın deniz yetki alanlarında gemilere karşı zorlayıcı tedbirler uygulaması yahut mayınlama ve silahlı saldırılar yoluyla Umman’ın kıyı güvenliğini ve limanlarına erişimini tehlikeye düşürmesi, Umman’ın egemenliği, ülkesel bütünlüğü ve deniz alanlarından doğan hakları bakımından uluslararası hukuka aykırı bir fiil olduğu göz ardı edilmemelidir.

Uluslararası hukuka göre, küresel ticaretin ortak mülkü sayılan uluslararası boğazlar, devletlerin tek taraflı askeri ve ekonomik yaptırım sahasına dönüştürülemez. Ortaya çıkan muazzam ekonomik ve fiziki zararlar karşısında, mağdur olan üçüncü devletlerin diplomatik himaye mekanizmalarını işleterek hem İran'ı hem de ABD'yi uluslararası yargı mercileri önünde sorumlu tutma ve tam tazminat talep etme hakkı saklıdır. Küresel istikrarın tesisi, ancak Hürmüz Boğazı’nın egemen güçlerin keyfi uygulamalarından arındırılarak teamüli seyrüsefer hukukuna tabi kılınmasıyla mümkündür.

 

KAYNAKÇA:

Prof. Dr. Murat KOÇ

YAZAR HAKKINDA