.jpeg)
Hürmüz Boğazı, küresel enerji arz güvenliğinin kalbi olmasının yanı sıra uluslararası deniz hukukunun en dinamik ve ihtilaflı uyuşmazlık alanlarından birini teşkil etmektedir. Özellikle 2026 yılı itibarıyla tırmanan askeri gerilimler, tek taraflı seyrüsefer kısıtlamaları, deniz mayınlamaları ve liman ablukaları, konuyu jeopolitik bir kriz olmaktan çıkarıp uluslararası hukuki bir hesaplaşma zeminine taşımıştır. Bu çalışma, Hürmüz Boğazı’ndaki güncel durumu Uluslararası Deniz Hukuku (BMDHS) ve Uluslararası Teamül Hukuku çerçevesinde analiz etmektedir. Makale kapsamında, İran İslam Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tek taraflı haksız uygulamaları, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun (ILC) "Devletin Uluslararası Haksız Fiillerden Doğan Sorumluluğu" normları uyarınca incelenmiştir. Ayrıca, çatışmanın doğrudan tarafı olmayan üçüncü devletlerin uğradığı ticari, lojistik ve ekonomik zararlar ile bu zararların tazmini meselesi hukuki bir projeksiyonla ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Hürmüz Boğazı, Transit Geçiş Hakkı, Zararsız Geçiş, Devletin Sorumluluğu, Üçüncü Devletlerin Mağduriyeti.
Hürmüz Boğazı, Umman Basra Körfezi ile Umman Körfezi’ni birbirine bağlayan ve küresel ham petrol ticaretinin yaklaşık %27’sinin, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) trafiğinin ise %20’sinin geçiş güzergahını oluşturan hayati bir jeostratejik dar boğazdır. Tarihsel süreçte Tanker Savaşları (1980-1988) gibi krizlerle sarsılan bu bölge, 2026 yılının ilk yarısından itibaren ABD, İsrail ve İran arasındaki doğrudan askeri angajmanlar neticesinde tarihin en derin seyrüsefer krizlerinden birine sahne olmaktadır. Şubat 2026'da başlayan askeri operasyonların ardından İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’nı ticari gemilere "kapattığını" ilan etmiş ve onaylanmayan rotaları kullanan gemilere karşı askeri güç kullanmıştır. Buna karşılık ABD yönetimi, seyrüsefer serbestisini (Freedom of Navigation) yeniden tesis etmek gerekçesiyle İran limanlarına yönelik tek taraflı bir deniz ablukası (naval blockade) uygulamaya koymuş ve Boğaz'dan geçen ticari yüklerden bir güvenlik harcı/geçiş ücreti tahsil etme niyetini beyan etmiştir. Güncel durumda, Boğaz'ın geleneksel Trafik Ayrım Düzeni (Traffic Separation Scheme) İran tarafından dökülen deniz mayınları sebebiyle işlemez hale gelmiştir. Gemiler, Umman veya İran kara sularına çok yakın, güvenlik riski yüksek alternatif rotalara zorlanmaktadır. Bu durum, sigorta primlerinin katlanmasına, onlarca LNG tankerinin mahsur kalmasına ve küresel tedarik zincirinde milyarlarca dolarlık haksız zararların doğmasına yol açmıştır.
Hürmüz Boğazı’nın hukuki statüsü üzerindeki tartışma, uluslararası sözleşme hukuku ile teamül hukuku arasındaki çatışmanın en bariz örneğidir. Deniz hukukunda iki temel geçiş rejimi bu ihtilafın merkezinde yer almaktadır: Transit Geçiş (Transit Passage) ve Zararsız Geçiş (Innocent Passage).
.png)
1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) 37. ve 38. maddeleri, açık denizlerin veya münhasır ekonomik bölgelerin bir parçası ile diğer bir parçası arasında uluslararası seyrüsefer için kullanılan boğazlarda "transit geçiş" rejiminin geçerli olduğunu hükme bağlar. Transit geçiş hakkı uyarınca:
(BMDHS, Md. 44).

Ancak ne ABD ne de İran 1982 BMDHS’sine taraf devletlerdir (Weller, 2026). ABD sözleşmeyi hiç imzalamamış; İran ise imzalamış fakat meclisinde onaylamamıştır. ABD ve müttefikleri, BMDHS’de düzenlenen transit geçiş rejiminin zamanla bir uluslararası teamül hukuku (customary international law) kuralına dönüştüğünü ve bu nedenle sözleşmeye taraf olmasalar dahi İran dahil tüm devletleri bağladığını savunmaktadır (Chatham House, 2026; Roach & Smith, 2012).

İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’ndaki kara sularının 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi ile teamül hukukunun "zararsız geçiş" rejimine tabi olduğunu ileri sürmektedir (Juda, 2026; Kraska, 2011). Zararsız geçiş rejimi kıyı devletine çok daha geniş yetkiler tanır:
İran, transit geçiş rejiminin teamül kuralı haline geldiği tezini reddederek kendisinin bu kuralın oluşum aşamasından beri "Israrlı Muhalif" (Persistent Objector)2 olduğunu beyan etmektedir (Bederman, 2001; SSRN, 2026). Dolayısıyla İran, Boğaz'ın kendi kara sularına isabet eden koridorlarında mutlak egemenlik hakkına dayanarak ulusal güvenliği gerektirdiğinde seyrüseferi denetleme ve kısıtlama yetkisine sahip olduğunu iddia etmektedir.
2026 yılındaki kriz sürecinde hem İran hem de ABD, uluslararası seyrüsefer serbestisini ve devletler hukukunu açıkça ihlal eden eylemlerde bulunmuştur.

Boğazın Hukuka Aykırı Kapatılması ve Ticari Gemilere Saldırılar: İran’ın, ABD müdahalesini gerekçe göstererek seyrüseferi tamamen durdurması ve sivil tankerlere (örneğin BAE bandıralı gemilere) füze ve insansız hava araçlarıyla saldırması, Uluslararası İnsani Hukuk ve Deniz Harbi Hukuku’ndaki "askeri unsurlar ile sivil nesnelerin ayırt edilmesi" (distinction) ilkesini ihlal eder (INSS, 2026).


Bir devletin uluslararası hukuka aykırı eylemleri, Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun (ILC) "Devletin Uluslararası Haksız Fiillerden Doğan Sorumluluğu Metni" (Draft Articles on State Responsibility - 2001) kapsamında değerlendirilir (Crawford, 2002).

ILC metninin 4. maddesi uyarınca, devlet organlarının (silahlı kuvvetler, resmi makamlar) eylemleri doğrudan o
devlete atfedilir (ILC, 2001).
Devletler, askeri kriz dönemlerinde sıklıkla "Meşru Müdafaa" (ILC Md. 21) veya "Zorunluluk Hali" (Necessity - ILC Md. 25) savunmalarına sığınırlar (Uerpmann-Wittzack, 2018). Ancak uluslararası yargı içtihatları (örneğin Uluslararası Adalet Divanı'nın Korfu Boğazı Davası ve Petrol Platformları Davas4ı kararları), uluslararası seyrüsefere açık bir boğazın sivil gemilere tamamen kapatılmasını veya sivil gemilerin güvenliğinin tehlikeye atılmasını "zorunluluk hali" kapsamında haklı bulmamaktadır (ICJ, 1949; ICJ, 2003). Dolayısıyla ne İran’ın güvenlik mülahazaları ne de ABD’nin koruma misyonu iddiaları, işlenen haksız fiillerin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmamaktadır.
Hürmüz Boğazı krizinin en büyük maliyetini, çatışmanın doğrudan tarafı olmayan ancak küresel deniz ticaretini yürüten üçüncü (nötr) devletler ve bunlara ait ticari şirketler ödemektedir.

Üçüncü devletlerin (örneğin AB ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Körfez ülkeleri) yaşadığı mağduriyetler şu şekilde kategorize edilebilir:
Mağdur olan üçüncü devletler, haksız fiil sahibi olan İran ve ABD’ye karşı uluslararası hukukta Diplomatik Himaye (Diplomatic Protection) hakkına sahiptir (ILC, 2006). Hakları ihlal edilen sivil gemicilik şirketleri ve armatörler doğrudan uluslararası mahkemelere gidemediği için, bayrak devletleri (Flag States) devreye girerek kendi vatandaşlarının ve şirketlerinin uğradığı zararları devlet düzeyinde sahiplenebilir.
2026 yılı itibarıyla Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, hukukun askeri çıkarlar doğrultusunda araçsallaştırıldığı tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenlik ve ısrarlı muhalefet iddialarına sığınarak Boğaz’ı kapatması ve sivil gemileri hedef alması seyrüsefer serbestisine yönelik ağır bir ihlal teşkil ederken; ABD’nin
tek taraflı liman ablukaları, orantısız güç kullanımı ve uluslararası su yollarında yasadışı harç dayatmaları da aynı ölçüde hukuk dışıdır.
Diğer taraftan Hürmüz Boğazı'nın hukuki rejimi yalnızca İran'ın değil, boğazın diğer kıyı devleti olan Umman Sultanlığının hak ve yükümlülükleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle hem İran hem de Umman, kıyı devleti sıfatıyla boğaz üzerindeki egemenliklerini kullanırken transit geçiş hakkını engelleyici veya fiilen ortadan kaldırıcı tedbirlerden kaçınmakla yükümlüdür. Buna karşılık İran’ın boğazı tek taraflı olarak bütünüyle kapatmaya çalışması, Umman’ın karasularına veya hava sahasına müdahale etmesi, Umman’ın deniz yetki alanlarında gemilere karşı zorlayıcı tedbirler uygulaması yahut mayınlama ve silahlı saldırılar yoluyla Umman’ın kıyı güvenliğini ve limanlarına erişimini tehlikeye düşürmesi, Umman’ın egemenliği, ülkesel bütünlüğü ve deniz alanlarından doğan hakları bakımından uluslararası hukuka aykırı bir fiil olduğu göz ardı edilmemelidir.
Uluslararası hukuka göre, küresel ticaretin ortak mülkü sayılan uluslararası boğazlar, devletlerin tek taraflı askeri ve ekonomik yaptırım sahasına dönüştürülemez. Ortaya çıkan muazzam ekonomik ve fiziki zararlar karşısında, mağdur olan üçüncü devletlerin diplomatik himaye mekanizmalarını işleterek hem İran'ı hem de ABD'yi uluslararası yargı mercileri önünde sorumlu tutma ve tam tazminat talep etme hakkı saklıdır. Küresel istikrarın tesisi, ancak Hürmüz Boğazı’nın egemen güçlerin keyfi uygulamalarından arındırılarak teamüli seyrüsefer hukukuna tabi kılınmasıyla mümkündür.
.png)
