Logo
Çağ Üniversitesi
01.01.2020

AKDENİZ’ DE GÜÇ BOŞLUĞU VE TÜRKİYE’ NİN LİBYA STRATEJİSİ

Doc.Dr. Murat KOÇ tarafından

 

AKDENİZ’DE GÜÇ BOŞLUĞU TÜRKİYE’NİN LİBYA STRATEJİSİ

Doç.Dr. Murat KOÇ

Çağ Üniversitesi -SSC

  1. GİRİŞ: SON YÜZYILIN HİKÂYESİ

Geçtiğimiz yüzyıl 1917den beri; tek ve iki kutuplu dünya ve güç sisteminin aktörleri tarafından dünyadaki kritik noktalarda yer alan yaratılan stratejik güç boşluklarının bazı güç geçişleri ile doldurularak ardından söz konusu bölgelerde yaratılan jeo-stratejik ve jeo-politik dengelerin jeo-ekonomik araçlarla şekillendirdiğini gördüğümüz bir süreç oldu. Daha açık ifade etmek gerekirse Dünyanın kritik bölgelerinde;

  • Önce güç boşluğu oluşturulacak alanlar Dünya’nın genel konjonktürüne uygun olarak belirlendi.
  • Bu güç boşluğu alanlarında delege edilmiş unsurlarla yaratılan kökenini ve kaynağını sosyal olaylarda bulan çatışmalar geliştirildi.
  • Bu çatışmacı ortam gerçekçi olmayan çözümlerle ve bu sonraki çatışmayı garanti altına alacak antlaşma ve ittifaklarla şekillendirildi.
  • Bu alanlarda geliştirilen askeri üslerde askeri varlıklar konuşlandırılmak suretiyle menfaat alanları koruma altına alındı.
  • Ardından çok boyutlu ekonomik araçlar ve çok uluslu şirketler bölgesel kaynakları ve pazarları kullanacak şekilde alana nüfuz ettirildi. Ta ki ekonomik etkileşimler yeni dinamikleri gerektirene kadar.
  1. AKDENİZ GÜÇ BOŞLUĞU ALANINDA DEĞİŞEN JEOPOLİTİK DENGELER

Öncelikle Arap Baharı sonrası bölgede oluşan güç boşluğu ve bu güç boşluğundan ötürü ortaya çıkan bölgesel rekabet, Suriye ve Libya iç savaşlarının bu bölgesel rekabetin sahası haline gelmesi böyle bir dizaynın ürünüdür. (Tıpkı şu an da şekillendirilmeye çalışılan dünyanın 20 noktasında olduğu gibi) Ancak çok kutuplu dünya böyle bir dizayna pekçok argüman ve araçla karşı çıkmaya çalışıyor. Tartışmaların eksenini Doğu Akdeniz’de enerji rekabeti meselesini de içine alacak şekilde hızlı bir şekilde Akdeniz’deki jeopolitik rekabet meselesine taşıyan temel dinami de bu.

Türkiye’nin dış politika çıkarlarını Doğu Akdeniz’e odaklanarak korumasının mümkün olmadığı kabulünden hareketle; Türk dış politikasının aktif faaliyet alanını Orta Akdeniz’e, Libya’ya doğru genişletmesi yönünde özetlenebilecek bu yeni hamleler silsilesi bu yeni dinamikle doğrudan alakalı.[1]

  1. BERLİN SÜRECİ

Libya üzerindeki uluslararası vesayet yaklaşımını ve Almanya arabuluculuğunda İtalya, Fransa ve İngiltere’yi uzlaştırmak ve menfaat paylaşımını yönetmek amacını öngören ile ilgili Almanya'nın ev sahipliğindeki Berlin Süreci’nin Ocak ayının sonunda gerçekleştirilmesi planlanıyor. Almanya, Libya’da birbirleriyle çatışan hedefleri açısından Fransa ve İtalya gibi 2011 askeri müdahalesinin mimarı olan aktörleri bir araya getirmeye çalışıyor. Çünkü; 

  • Eğer bu bölgede Suriye’de yapılan hatanın aynısı yapılırsa Türkiye ve Rusya’nın bu çatışma bölgesinin kontrolünü ele geçirmesi olası.
  • Ya da ABD’nin bu güç boşluğu alanına vekâlet ve delegasyon savaşı araçları ile güç naklederek şekillendirmesi olası (Mısır ile BAE, uluslararası arenada Tobruk hükümetine meşruiyet kazandırma çabalarından Halife Hafter’in askeri birliklerine silah ve mühimmat temin edilmesine, finansal kaynakların sağlanmasından Onur Operasyonlarına hava desteği verilmesine kadar geniş bir yelpazede Libya krizinde yönlendirici bir rol oynadılar)
  • Rusya ve İran’ın Suriye iç savaşının ardından Doğu Akdeniz’e uzanması da olası,
  • Bölgedeki büyük güç rekabetinin Rusya, İran ve Çin ekseninde yeniden tanımlanması sonucu AB siyasetinin bu tanımlama içinde yer alamaması söz konusu.
  • Tüm senaryolar da Almanya ve Fransa’nın başlangıçta Doğu, ardından da Akdeniz’in tamamında kontrolü ve çıkar alanlarını ve her tür pazarı kaybetmesi demek.
  • Aynı zamanda mülteci hareketleri açısından yeni bir hassas bölgenin ve hatta Afrika derinliklerinden gelen insan akımına müsait yeni bir koridorun açılması demek.

Diğer bir deyişle Libya krizi, mülteci sorunu ve bölgede yoğunlaşan terör örgütlerinin faaliyetleri nedeniyle Doğu Akdeniz, Fransa ve İtalya başta olmak üzere Avrupa devletleri için de bir güvenlik meselesine dönüşmüş durumda.

Almanya, bu yüzden toplantıyı liderler düzeyinde yapabilmek ve kesin-hızlı sonuçlar alabilmek için yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor.

Ocak ayında yapılması planlanan toplantıya BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ile Türkiye, Almanya, İtalya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri'nin temsilcileri katılacak. Türk tarafı Tunus, Cezayir ve Katar'ın yanı sıra Libya'nın komşuları Nijer ve Çad'ın da zirveye katılmasını istiyor. Buna karşılık Mısır da Yunanistan'ı sürece dahil etmeye çalışıyor.

  1. TEZKEREDE ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR[2]

Başlık: Uluslararası Hukuk

Libya'da, Şubat 2011'de meydana gelen olayları takip eden süreçte, demokratik kurumların inşa edilmesine yönelik çabaların, artan silahlı çatışmalar nedeniyle akamete uğradığı, ülkede parçalanmış bir yapının ortaya çıktığı anımsatıldı.

Barış ve istikrarın tesisini teminen Birleşmiş Milletler (BM) kolaylaştırıcılığında ülkedeki tüm tarafların katılımıyla yürütülen ve yaklaşık 1 yıl süren Libya Siyasi Diyaloğu sonucunda, Libya Siyasi Anlaşması'nın 17 Aralık 2015 tarihinde Fas'ın Suheyrat şehrinde imzalandı.

Libya Siyasi Anlaşması kapsamında oluşturulan Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin, BM Güvenlik Konseyi'nin 2259 (2015) sayılı Kararı uyarınca uluslararası toplum tarafından Libya’yı temsil eden tek ve meşru hükümet olarak tanındığına işaret ediliyor.

BM Güvenlik Konseyi'nin 2259 (2015) sayılı Kararı; Libya Siyasi Anlaşması'nın uygulanması ile Ulusal Mutabakat Hükümeti dahil söz konusu anlaşmada atıfta bulunulan Libya kuruluşlarının desteklenmesinin yanı sıra üye devletlere anlaşmada yer almayan ve meşruiyet iddiasında bulunan paralel kuruluşlara desteğin ve bunlarla temasın kesilmesi için de çağrıda bulunmaktadır.

Libya Siyasi Anlaşması'nda yeri bulunmayan, bu çerçevede hem ulusal hem uluslararası bakımdan gayrimeşru bir nitelik taşıyan sözde Libya Ulusal Ordusunun 4 Nisan 2019 tarihinde başkent Trablus’u ele geçirmek ve Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni devirmek hedefiyle başlattığı saldırıların, yoğunlaşarak ve genişleyerek devam ettiği.

Başlık: Uluslararası Güvenlik

Sivilleri ve sivil altyapıyı da hedef alan bu saldırılar nedeniyle Libya’da insani durum giderek kötüleşmekte,

Çatışmalar DEAŞ ve El-Kaide gibi terör örgütlerinin eylemleri için uygun ortam oluşmasına da sebebiyet vermekte,

Libya toprakları ve kara suları Akdeniz üzerinden gerçekleştirilen uluslararası insan ve göçmen kaçakçılığında da kullanılmaktadır.

Başlık: Ulusal Güvenlik

Türk çıkarlarını etkileyecek gelişmeler var

  • Libya’da faaliyet gösteren Türk şirketleri,
  • Libya’da ikamet eden Türk vatandaşları,
  • Akdeniz’de seyreden Türk bandıralı gemiler,
  • Akdeniz havzasındaki Kuzey Afrika'daki çıkarlarımız olumsuz yönde etkilenecektir.

Başlık: Sonuç

Tarihi, sosyal, siyasi ve ekonomik köklü ilişkiler bağlamında Libya'da ateşkes ve barışın tesisiyle istikrarın sağlanması önemli.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti, tüm bölgeyi etkileyebilecek, Libya'nın bütünlüğü ve istikrarına yönelik tehditler, DEAŞ, El-Kaide ve diğer terör örgütleri, yasa dışı silahlı gruplar ile yasa dışı göç ve insan ticareti ile mücadelede Türkiye'den askeri destek talebinde bulunmuştur.

Başlık: Talep

  • Türkiye'nin milli çıkarlarına yönelik her türlü tehdit ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde her türlü tedbiri almak,
  • Libya'daki gayri meşru silahlı gruplar ile terör örgütleri tarafından Türkiye'nin Libya'daki menfaatlerine yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek,
  • Kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğin idame ettirilmesini sağlamak,
  • Libya halkının ihtiyacı olan insani yardımları ulaştırmak,
  • Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından talep edilen desteği sağlamak,
  • Bu süreç sonrasında meydana gelebilecek gelişmeler istikametinde Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak,
  • Gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde Türkiye sınırları dışında harekât ve müdahalede bulunmak üzere risk ve tehditlerin giderilmesi için yabancı ülkelere gönderilmesi, için bir yıl süreyle izin verilmesi.

6. TÜRKİYE’NİN ASKERİ DESTEĞİNİN NİTELİĞİ

Türkiye ve Libya arasında 2012 yılında imzalanan güvenlik ve askeri iş birliği anlaşması mevcuttur. Bu anlaşma güncellenerek iş birliği kapsamı genişletilmiştir[3].

Bu anlaşmanın içeriği:

  • Libya'da Ani Müdahale Kuvveti kurulmasına Türkiye eğitim, danışmanlık, malzeme ve planlama desteği verilecek
  • Türkiye'de ve Libya'da ortak 'Savunma ve Güvenlik İş birliği Ofisi' kurulabilecek
  • Kara, deniz ve hava araçları, silahları, eğitim üsleri tahsis edilebilecek. Bu durumda mülkiyet, tahsis edilen ülkeye ait olacak
  • Ortak askeri planlama, eğitim, silahların kullanılmasına yönelik danışmanlık verilebilecek
  • Ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, "barışı koruma" operasyonları yapılabilecek
  • Libya'ya "Misafir Personel" olarak adlandırılan 'savunma ve güvenlik kuruluşu mensubu siviller' ve birlikler gönderilebilecek.
  • Askeri gereçler hibe edilebilecek, satılabilecek ya da kiralanabilecek. Anlaşma, teknoloji transferi için Libya'ya lisans verilmesinin de önünü açıyor.

7. SONUÇ:

  • Türkiye, Berlin süreci öncesi, tıpkı Cenevre’de olduğu gibi sahada ve masada kendini konumlandırmak ve diplomatik ve Askeri opsiyonların tamamını sahada kullanmak için Akdeniz özelinde geliştirdiği ilişkilerle manevra alanını genişletmeye çalışacaktır.
  • Çatışmacı bir modelden ziyade uzlaştırıcı bir yaklaşımla, bölgede ateşkes ve barışın tesisiyle istikrar sağlayıcı bir  bölgesel aktör olabilmenin şartlarını zorlayacaktır.
  • Bu bağlamda asker gönderme kararını; harbin seviyeleri bağlamında taktik ve operatif seviyeden ziyade stratejik bağlamda ele almak ve bu kapsamda asker talep eden Libya tarafının muharebe kabiliyetini geliştirici muharebe destek ve muharebe hizmet destek faaliyetleri serisi olarak görmek Türkiye ve Libya arasında 2012 yılında imzalanan güvenlik ve askeri iş birliği anlaşması çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir.
  • Bundan da öte asker gönderme kararına; Berlin sürecinde sahada yalnız bırakılmaya çalışılacak UMH’nin desteklenmesi, masada en güçlü bir biçimde tutulması ve Türkiye’nin milli çıkarlarına en uygun bir kombinasyon yaratılmasında ittifak çalışması olarak bakılmalı, En üst düzeyde Tunusun ziyaret edilmesi ve TCG Göksu ve TCG Gökova firkateynlerinin 7-10 Ocak 2020 tarihlerinde Cezayir’de olması bu bağlamda değerlendirilmelidir.
 

[1] https://www.aa.com.tr/tr/analiz/libya-krizi-ve-akdeniz-de-derin-jeopolitik-donusum/1685395

[2] http://www.milliyet.com.tr/siyaset/son-dakika-libya-tezkeresi-mecliste-6112259

[3] https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50799633 adresinden alınmıştır

Doc.Dr. Murat KOÇ

YAZAR HAKKINDA