Logo
Çağ Üniversitesi
02.03.2020

SURİYE KRİZİNİN DÜĞÜM NOKTASI: İDLİB

Cengiz Fırat BİRGİN tarafından

SURİYE KRİZİNİN DÜĞÜM NOKTASI: İDLİB

 

Suriye iç savaşının barışçıl çözümüne yönelik; Türkiye, Rusya ve İran garantörlüğünde oluşturulan ve yürütülen Astana Süreci, (Cenevre sürecinin tıkanması hasebiyle) yakın zamana kadar krizin barışçıl çözümüne yönelik çabaların işleyen yegâne örneğiydi. Ancak sahadaki şartların diplomatik sürece doğrudan etki ettiği bu yeni dönemde, Rusya destekli Suriye rejimi; Suriye’de çözümün askeri operasyonlarla değil, diplomatik süreçlerle sağlanacağını vurgulayan Astana Ruhundan ve onun iradesinden saparak sahada ve masada dengeyi kendi lehine çevirmek istemektedir. Bu amaç doğrultusunda, rejim ve ona bağlı güçler Suriyeli muhalif grupların son tutunma noktası olan İdlib’e hava ve kara operasyonları başlatmışlardır. Bu operasyonlar Astana sürecinin uygulanmasının fiilen sonra erdiğini gösteren ve bölgede yeni insani krizler yaratacak olan gelişmelerdir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan rejimin Soçi mutabakatının uygulanmasına son verdiğini, bundan böyle Türkiye’nin mutabakattan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek için çaba sarf etmeyeceğini belirtmiştir.

Böylesine kritik bir süreçte İdlib düzleminde cereyan eden olayları rasyonel bir temelde anlamlandırabilmek için krize etki eden olaylar ve faktörler çok yönlü bir bakış açısı ile irdelenmelidir. Öncelikli olarak İdlib’in taraflar için öneminin iyi kavranması gerekmektedir. Çünkü İdlib bugün klasik bir alan hakimiyeti mücadelesinden ve vekalet savaşlarından çok daha öte, ülke ordularının doğrudan çatışmaya çok yaklaştıkları bir bölge haline gelmiştir.

Peki İdlib kim için neden önemlidir?

İdlib’in merkezinde bulunduğu bölge Suriye’nin Kuzey-Güney eksenli etkileşiminin ve ana lojistik ikmal hatlarının kontrolü bağlamında özel öneme sahip bir bölgedir. Özellikle Şam-Halep yani ülkenin politik ve ekonomik başkentlerinin bağlantısını sağlayan M-5 Karayolu ve Irak sınırından başlayıp Lazkiye’de Doğu Akdeniz’e bağlanan M-4 Karayolu Suriye’nin kuzeydeki hayat damarları olarak öne çıkmaktadır.

Bu noktada Türkiye ile Rusya’nın Suriye krizine yönelik mutabakatlarının bozulma nedeni daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

Özellikle Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekât bölgelerinde Türkiye’nin güvenlik kaygılarını dikkate alan Rusya’nın İdlib konusunda aynı dikkat ve anlayışı göstermemesi, bölgenin Rusya ve rejim açısından olan önemini gözler önüne sermektedir. Ancak burada Türkiye’nin İdlib’e yönelik kaygılarını görmezden gelmemek gerekir.

Türkiye, Birleşmiş Milletler raporlarında da yer aldığı üzere İdlib de çatışmaların hareketlenmesine müteakiben sınırlarına akın edecek 2,5 milyon kişilik yeni bir göç dalgası ve dahası İdlib’de yeni insani krizlerin olmasını engellemek için mücadele vermektedir.[1] Bu amaç doğrultusunda ise gerekli askeri ve siyasi hamleler ile havadan Rusya, karadan İran tarafından desteklenen rejim güçlerinin bölgeye yönelik saldırılarını durdurmak istemektedir. Bu istek Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerinin sahaya doğal bir yansımasıdır.

Ancak Türkiye’nin ısrarlı barış çağrı ve çabalarına rağmen Rusya’nın orantısız ve ayırımsız hava gücünü kullanan Esat rejimi ve milisleri bugünlerde İdlib sınırlarına dayanmış durumdadır.

 

YENİ DENGE, YENİ KURALLAR:

Suriye rejiminin saldırgan tutumu Türkiye ve Rusya’nın sahaya yansıtmaya çalıştığı barış iradesine zarar vermiş ve bunun neticesi olarak sahada oluşan yeni denge İdlib özelinde bir Türk-Rus anlaşmazlığı doğurmuştur.

Krizin çözümüne yönelik diyalog süreçleri devam ederken Rusya’nın gerçekleştirdiği hava operasyonlarında yaşanan sivil can kayıpları ve Rus İnsansız Hava Araçlarının kaydettiği, sahadaki TSK mensupları ve onunla birlikte hareket eden unsurlara destek veren Türk atış destek unsurlarının görüntülerinin rejim yanlısı kanallarda paylaşılması ikili ilişkilerin daha da gergin bir hal almasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca bu durum Rusya’nın Suriye denkleminde psikolojik savaşın unsurlarını da sıklıkla kullandığını gözler önüne sermiştir.

Ek olarak, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Türk gözlem noktalarına yapılan saldırılar sonucunda ise son bir ayda 16 askerimizin şehit olması (menfur hava saldırısı öncesinde) Türkiye’nin mecburi olarak tutumunda değişikliğe gitmesini ve bölgeye son yıllarda eşi görülmemiş bir büyüklükte askeri sevkiyat gerçekleştirmesini zorunlu kılmıştır.

Türkiye’nin sahada oluşturduğu yeni etkileşim tarafların bir kez daha diplomatik düzlemde bir araya gelmelerine vesile olmuştur.

İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki durumu değerlendirmek ve muhtemel çözüm önerilerini tartışmak maksadıyla Türk ve Rus heyetler 17 Şubat’ta Moskova’da bir araya gelmiştir.[2]

Ancak Rus heyetinin sahadaki gerçeklerle bağdaşmayan talepleri neticesinde görüşmeler bir sonuç alınamadan sonlandırılmıştır.

Toplantıya müteakiben yapılan açıklamada ise ilerleyen süreçte daha etkili bir diyalog sürecinin oluşturulması için iki ülkenin liderlerinin bir araya gelebileceklerinin sinyalleri verilmiştir.

Bu noktada belirtilmesi gereken bir diğer husus vardır ki, oda; Astana sürecinin garantör ülkelerinden olan İran’ın yeni dönemde sindirilmeye çalışıldığının, Esat rejiminin hakimiyet alanının genişlemesiyle birlikte Rusya’nın yeni dönemde İran’ı Suriye denkleminin dışına iterek Suriye’nin geleceğine tek başına hâkim olmaya çalıştığının gözlemlenmiş olmasıdır.

Öte yandan sahadaki askeri duruma değinmek gerekirse; TSK tarafından desteklenen Milli Suriye Ordusu’nun İdlib’in Güneyindeki cephe hatlarında pozisyonlarını korumalarını yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bölgeye ciddi bir yığınaklanması söz konusudur. Ancak bilindiği üzere bu gibi durumlarda en temel/belirleyici unsurlardan birisi hava desteğidir. Mevcut durumda İdlib üzerindeki hava sahasının kontrolü Rusya’nın elindedir. Bu sebeple Türkiye’nin sahadaki unsurlara hava desteği vermesi mümkün olamamaktadır. Türkiye ise buna karşı hamle olarak geçtiğimiz günlerde sınır bölgelerine 5.000 metre irtifaya kadar etkili ‘ATILGAN’ hava savunma sistemleri sevk etmiştir. Bu durum açıkça, Türkiye’nin bu hamlesi ile Rusya destekli rejim güçlerinin hava etkinliğinin ve dolayısıyla operasyon kabiliyetinin etkinliğini kırmayı hedeflediğini göstermektedir. Şüphesiz Türkiye’nin bu hamlesinin sahadaki pozitif yansımaları önümüzdeki günlerde kendini gösterecektir.

Değerlendirme:

Politik başkent Şam ile ekonomik başkent Halep’in bağlantısını yeniden sağlamak isteyen rejim güçlerinin bu kentleri birbirine bağlayan stratejik M-5 karayolunu ele geçirmek amacıyla başlattıkları operasyon Astana süreci ve onun uzantısı Soçi mutabakatının fiilen uygulanabilirliğini ortadan kaldırmıştır.

Konunun yeniden diplomatik düzlemde görüşülmesi için düzenlenen Türk ve Rus heyetleri arasındaki toplantı sonuçsuz kalınca mart ayının ilk haftasında Türkiye, Rusya, Fransa ve Almanya arasında İdlib konulu bir dörtlü liderler zirvesinin toplanması kararlaştırılmıştır. Düzenlenecek olan bu liderler zirvesinden önce, rejim unsurlarının M4 karayolunu kontrol altına almak adına operasyon başlatmaları sahadaki gerçekliğin, masaya taşınması niyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Öte yandan İdlib hususunda ABD'nin 'NATO müttefikimiz Türkiye'nin yanındayız' açıklamaları dikkate alındığında, Fırat'ın Doğusunda Rusya'nın varlığından rahatsız olan Washington yönetiminin yeni dengede Türkiye ile Rusya’nın arasındaki çatlaktan içeri sızmaya çalışacağı düşünülmektedir.

Özellikle Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ile Fırat'ın Doğusunda etkisini arttırma fırsatı bulan Rusya’nın, petrol bölgelerine yönelik gerçekleştirmiş olduğu askeri devriyelerin ABD askeri devriyeleri ile çakışması ve taraflar arasında küçük çaplı ‘kara it dalaşlarının’ yaşanması Amerikan kamuoyunu ve Pentagon yetkililerini tedirgin etmektedir.

Bu bağlamdan ele alındığında NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ve güney cephesini oluşturan Türkiye'nin NATO üyeliği, İdlib konusu da göz önüne alındığında Amerika için büyük bir önem arz etmektedir. Bu kritik süreçte Türkiye’nin NATO’dan gelebilecek Patriot hava savunma sistemlerine de yeşil ışık yakması, Türkiye’nin bölgede güç-tehdit-ve çıkar dengesini aynı düzlemde buluşturma çabası olarak görülmelidir. Yani Türkiye, ABD ve Rusya arasında oluşturmaya çalıştığı dengeyi; İdlib ve Doğu Akdeniz hattında kendi çıkarlarına uygun bir şekilde dizayn etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla Rusya ile ilişkilerin koparılıp ABD ile sıkı ilişkiler içerisinde olunması veya tam tersi bir şekilde ABD ile ilişkilerin askıya alınıp Rusya ile bir birlikteliğin tesis edilmesi, bu aşamada mümkün olmayan ihtimallerdir. Rasyonalite temelinde hareket eden Türkiye böylesine uç tercih ve seçimlerden kaçınarak çıkarlarını maksimize etme yolunu seçecektir. Bu noktada Türkiye'nin sahada ve masada çok taraflı diplomasinin bütün unsurlarını kullanarak her iki ana güç unsuru ile stratejik ilişkilerini sürdüreceği açık bir gerçektir.

 

 

 

Cengiz Fırat BİRGİN

YAZAR HAKKINDA

Güney Güvenlik Okulu Danışma Kurulu Başkanı ve Ortadoğu Masası Sorumlusu