Logo
Çağ Üniversitesi
11.06.2019

CHAVEZ' DEN MADURO' YA ABD-VENEZUELA İLİŞKİLERİ

Tuğçe KÖKÜSOY tarafından

CHAVEZ’DEN MADURO’YA ABD-VENEZUELA İLİŞKİLERİ

1. GİRİŞ       

        Dünyanın en önemli altın ve petrol rezervlerine sahip olan Venezuela son dönemde büyük ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Chavez döneminden Maduro dönemine kadar büyük oranda artan bu ekonomik sorunların arkasındaki neden Venezuela’nın ABD çizgisinde hareket etmemesidir. 1823 Monreo Doktrini ile ABD Başkanı James Monreo ‘Amerika Amerikalılarındır’ sloganıyla Latin Amerika’nın ABD’nin arka bahçesi olduğunu ilan etmiş ve daha sonra gelen başkanlar da bu doktrine göre hareket etmişlerdir. Venezuela da sahip olduğu dünyanın en büyük petrol rezervleri sebebiyle bu arka bahçenin şüphesiz en önemli ülkelerinden birisi olmuştur. 1998 Chavez dönemine kadar aslında Venezuela adından söz ettiren çok fazla gündeme gelen bir ülke olmamıştır. BM gibi uluslararası platformlarda ABD lehine oylar kullanan,ABD güdümünde hareket eden bir müttefik ülke olmuştur. Özellikle 1958 Punto Fijo paktı ile başlayan ve 1992 Hugo Chavez’in başarısız darbe girişimine kadar devam eden süreç içerisinde, bölgedeki diğer ülkelerin aksine, darbelerin yaşanmadığı ve hükümetlerin düzenli olarak seçimlerle başa geldiği bir ülke olması nedeniyle Venezuela, ABD tarafından Latin Amerika’da model ülke olarak gösterilmiştir. Burada bahsedilen Punto Fijo düzeni 1958 yılında imzalanan bir pakt ile başlayan (Pacto de Punto Fijo), güç paylaşımı anlaşması olarak da bilinen bir paktın oluşturduğu hükümet oluşturma düzenidir. Bu pakta göre birisi merkez sağ birisi merkez sol olmak üzere iki büyük parti ve bir küçük partinin katılımıyla oluşturulan üçlü koalisyon hükümet kurmuş ve devleti yönetmişlerdir. Seçim sonuçları ne olursa olsun hükümetler dönüşümlü olarak bu iki büyük partiden birinin oluşturduğu, küçük partinin de dahil olduğu üçlü koalisyondan oluşmuştur. Böylece iktidar olamayan partilerin hükümete darbe girişiminde bulunmaması, seçim sonuçlarına saygı göstermesi ve petrol gelirlerinden eşit bir şekilde yararlanılması hedeflenmiştir. Bu dönemde siyasi hakimiyet ve petrol gelirleri ülkedeki elit kesimin elinde olmuş, halkın geri kalanı siyasetten uzak ve yoksulluk içinde yaşamışlardır. Ülkedeki elit kesimin bu anlaşmaya bağlı kalarak sürdürdükleri hakimiyet 1998 Chavez dönemine kadar devam etmiştir. Chavez’in iktidara gelince oligarşinin elindeki petrolü millileştirme kararı günümüze kadar devam eden politik bir çatışmaya neden olmuştur.

  2.Hugo Rafael Chávez Frías Dönemi

 

        1982 yılında Chavez ve diğer subay arkadaşları Bolivarcı Devrimci Hareket-200 (MRB-200) adı altında ordu içinde örgütlenmeye başlamışlardır. Bu örgütün idelojik referansı ülkeyi İspanyol sömürgeciliğinden kurtaran Simon Bolivar olmuştur ve bu sebeple oluşum Bolivar’ın 200. doğum yıldönümünde yemin ederek örgütlenmeye başlamışlardır. Önceleri örgüt sadece fikri eğitimi amaçlamış ancak 1980’lerde ülkede yaşanan karışıklıklar örgüt içinde darbe yapma fikrini gündeme getirmiştir. MRB-200 örgütü,1989 yılında Carlos Andres Perez iktidarında uygulamaya koyulan IMF güdümünde yürütülen politikalara karşı gerçekleşen Caracazo Ayaklanması sırasında birçok insanın hayatını kaybetmesinden iktidarı sorumlu tutmuştur. Hatta o dönemde birçok toplu mezar bulunduğu ölümlerin yapılan resmi açıklamalarda bildirilen sayılardan daha fazla olduğu ve bunun bir soykırım olduğu iddia edilmiştir. 1992 yılında Chavez ve arkadaşları, yapılan yolsuzluklar, Punto Fijo düzeni ile ülkenin elit kesminin siyaset üzerinde kurduğu hakimiyet ve IMF’nin neo-liberal politikalarının ülke üzerindeki etkisini öne sürerek darbe girişiminde bulunmuşlardır. Fakat bu darbe girişimi başarısız bir şekilde sonuçlanmış ve Yarbay Chavez tutuklanmıştır. Chavez’i yakalayan askerler Chavez’in arkadaşlarının da teslim olması için çağrı yapması adına televizyonda yayınlanacak bir konuşma yapmasına izin vermişlerdir. Bu konuşma o güne kadar halkın tanımadığı bu askeri tanınmasını ve Chavez’in halk tarafından bir kahraman olarak görülmesini sağlamıştır. İktidara gelen yeni Başkan Rafeal Caldera, 1994 yılında Chavez’i affederek serbest bırakılmasına karar vermiştir. Chavez serbest bırakıldıktan sonra Bolivarcı Devrimci Hareket örgütünün ideolojisini siyasi bir partiye dönüştürmeye karar vermiştir. İlk önce MAS ve PCV gibi solcu partilerle görüşen Chavez daha sonra Simon Bolivar’ın Birinci Cumhuriyet döneminin devamını oluşturduğunu ifade ettiği,sol oluşumların koalisyonuyla Beşinci Cumhuriyet Hareketi’ni (MVR) 1997 yılında kurmuştur. Bu partiyle 1998 seçimlerine giren Chavez %56 oyla,40 yıl sonra Punto Fijo düzeninin dışında kalan ilk lider olmuştur. 14 yıllık iktidarı boyunca refarandumlarla birlikte 15 kez halk oylamasına gitmiş ve bunun 14’ünü kazanmış olmasına rağmen Batı basınında otokrat, diktatör veya despot bir lider gibi gösterilmiş bazen Saddam Hüseyin’e çoğu kez de Stalin’e benzetilmiştir (Baştürk,2013).

        Latin Amerika’nın emperyal güçler tarafından yıllarca sömürüldüğüne inanan Chavez, petrol fiyatlarını yükseltmek amacıyla, uluslararası alanda petrol politikası oluşturmak ve ülke ekonomisini iyileştirmek adına çalışmalar yapmıştır. Chavez kendinden önceki iktidarların tam tersi bir şekilde OPEC ülkeleri ile iş birliği yaparak OPEC kararlarına uyma politikası izlemiştir. OPEC üyesi ülkelerle bir diplomasi geliştirerek petrol fiyatlarını 22-28 dolar arasında yükseltmeyi amaçlamış ve bunu gerçekleştirmiştir. Bu süreçte OPEC petrol fiyatlarının denetimi konusunda en istikrarlı dönemini yaşamaya başlamıştır (Kaya,2014). Chavez’in iktidarıyla başlayan bu dönemden ABD doğal olarak hiç memnun olmamıştır. Chavez iddia ettiği gibi ucuz petrol dönemini kapatması ve fiyatların artması da maliyet anlamına geldiği için ABD tarafından kabul edilir bir durum olmamıştır. Chavez’in OPEC kararlarına uyma politikası dışında izlediği ikinci politika ise neoliberal politikalara karşı duruşuna paralel olarak Venezuela’nın petrol şirketi olan PDVSA’yı millileştirme kararı olmuştur. Chavez, Venezuela’da faaliyet gösteren BP, Exxon Mobil, Chevron, Total ve Statoil ASA gibi uluslararası petrol şirketlerinin işlettiği petrol bölgelerini kamulaştırmıştır. Son olarak ConocoPhillips şirketini kamulaştırmaya çalışmıştır. Attığı bu adımla Chavez temel olarak ulusunun çıkarını düşünmekte ve daha kapalı bir ekonomi anlayışını benimsemiştir (Kaya,2014). Chavez izlediği petrol politikası adına attığı üçüncü adım petrolü dış ticarette bir ticaret unsuru,bir koz olarak kullanmayı hedeflemesi olmuştur. Bu doğrultuda ticaret yaptığı ülkelerle yaptığı anlaşmalarla bu ülkelerden aldığı malların karşılığı olarak yine bu ülkelere petrol vermiştir. ABD karşıtlığı bir politika izleyen ve gelişmekte olan bir ülke konumundaki Venezuela için, Rusya ve Çin gibi dünya siyasetinde ABD’nin rakibi olan bu ülkelerin desteği çok önemli olmuştur. Bu yüzden Chavez döneminde Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik alanda iş birlikleri sağlanmıştır. Çin ekomomik olarak sıkıntılar çeken bu ülkeye petrol karşılığında krediler vermiştir. Dördüncü politika olarak Chavez, Latin Amerika’da ABD’yi saf dışı bırakarak askeri, siyasi ve ekonomik anlamda entegresyon oluşturmayı planlamıştır. Chavez bu politikasına paralel olarak Latin Amerika İçin Bolivarcı Alternatif (ALBA), Güney Bankası(Banco del Sur), Güney Amerika Ulusları Birliği(UNASUR), PetroSur, PetroCaribe gibi siyasi ve ekonomik organizasyonların kurulmasına öncülük etmiştir. Chavez’in beşinci ve son politikası, uluslararası siyasette tek kutuplu sistem yerine çok kutuplu sistemi oluşturmaya çalışması ve yeni müttefik arayışına girmesi olmuştur. Çin’in yükselişiyle artan enerji ihtiyacı ve Rusya’nın ABD ile arasındaki ezeli rekabet Venezuela’nın bu iki ülke ile müttefik olmasına yardımcı olmuştur.

        Chavez’in iktidara gelişiyle uyguladığı söz konusu politikalar ve petrol ticaretinde doların kullanılmaması konusunda İran’la birlikte hareket etmesi gibi eylemler ABD tarafından tepkiyle karşılanmış ve bu sebeplerle Chavez iktidarı ekonomik ve siyasi yaptırımlara ve müdahalelere maruz kalmıştır. FEDECAMARAS adıyla bilinen ABD destekli iş adamları örgütü PDVSA’nın millileştirilmesine bir grev başlatarak karşı çıkmıştır. 2002 yılında yapılan darbe ile Chavez koltuğundan indirilmiştir. FEDECAMARAS’ın Başkanı Carmona Chavez’in istifa ettiği yönünde bir açıklama ile onun yerine geçmiştir. Chavez iki gün sonra görevinin başına dönmüş ve böylece darbe başarısız bir şekilde sonuçlanmıştır. Bu darbeden sonra ABD-Venezuela ilişkileri adeta son bulmuştur. ABD Chavez iktidarı boyunca muhalefeti desteklemiş, uluslararası organizasyonlar tarafından ülkeye verilen kredileri kesmiş, ülkeye silah ambargosu uygulamış ve bunlara ek olarak ülkeyi insan kaçakçılığının yapıldığı ülkeler arasında göstermiştir. ABD’nin Venezuela’ya uyguladığı silah ambargosu nedeniyle Venezuela ve Rusya ilişkileri gelişme kaydetmiştir. Örneğin ABD’nin F16’ların yedek parçalarını Venezuela’ya satmaması Rusya ve Venezuela arasındaki silah ticaretinin artmasına neden olmuştur. Venezuela’nın ABD’nin deyimiyle kendi arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da rakipleri olan Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler geliştirmesi ABD’yi oldukça rahatsız etmiştir. Küba’nın bölgedeki yalnızlığının bitmesi ve Chavez’in bu politikalarla diğer ülkelere cesaret vermesi, ABD’nin yanı başındaki petrolden yararlanamaması, ülke içinde ABD bankalarının ve şirketlerinin engellenmesi, DB ve IMF’ye borçlu olan bölge ülkelerinin borçlarının Chavez iktidarı tarafından ödenmesi gibi durumlar da ABD’yi rahatsız eden durumlar arasında yer almıştır.

3.Nicolas Maduro Moros Dönemi

        Nicolas Maduro Hugo Chavez’in ölümünün ardından ilk önce vekaleten daha sonra seçimlerle Başkanlık koltuğuna gelmiştir. Chavez’in oluşturduğu yeni siyasi düzenin kurucuları arasında olmuştur. 1992 başarısız darbe gişiminden sonra Chavez ve arkadaşlarına katılan Maduro o süreçte otobüs şoförü ve Şoförler Odası Başkanı’dır (Dinçer,2017). Vekaleten koltuğa oturan Maduro hükümeti seçimlerin hemen yapılmasını, muhalefet ise daha ileri bir tarihte yapılmasını savunduğu için muhalefet ve hükümet arasındaki ilk kriz seçim tarihi konusunda olmuştur. Seçim kampanyalarında Chavez’in mirasçısı olduğunu savunan Maduro, Chavez döneminde de muhalefet olan ve kötüye giden ekonomiyi düzelteceğini vaadederek seçime giren Capriles karşısında yüzde 50,6 oy alarak 1,49 fark ile seçimi kazanmıştır. Seçimin az bir oyla kazanılması hem ülke içinde hem de ülke dışında tartışmalara neden olmuş ve ABD sonuçları tanımayacağını bildirmiştir. Maduro’nun bu girdiği seçimleri az bir oy farkıyla kazanmasının kuşkusuz nedeni ülkede baş gösteren ekonomik kriz olmuştur. Chavez’in ölümünden önce verilen devalüasyon kararı Venezuela’nın para birimi olan Bolivar değer kaybetmiş ve enflasyon bire on yedi oranında yükselmiştir. Ekonomisini petrole bağımlı hale getiren ve adeta başka hiçbir alanda üretim yapmayan Venezuela temel ihtiyaçlarda özellikle gıda ürünlerinde dışa bağımlı olmaya başlamıştır. Ekonomideki kötü gidişat, enflasyon oranları, gıda kıtlığı, otoriterleştiği iddia edilen rejim ve artan suç oranları gibi nedenlerle 2014 yılında Başkan Maduro’ya karşı protestolar başlamıştır. Yapılan bu protestolar boyunca sivil, protestocu ve güvenlik güçlerinin içinde bulunduğu toplamda 43 kişinin hayatını kaybetmesi ve olayların büyümesi sebebiyle UNASUR müzakerelere başlamış fakat olumlu sonuç alamamıştır.

4.Petrol Zengin’i Venezuela Nasıl Bu Hale Geldi?

         Venezuela 300 milyar varil ile dünyanın en büyük petrol rezervine sahip olmasına rağmen büyük bir ekonomik iflasa sürüklenmiştir. 266 milyar varille Venezuela’dan sonra gelen Suudi Arabistan günde 10 milyar varil petrol üretirken bu rakam ABD ambargosundan önce Venezuela’da yaklaşık 3,5 milyonken 2017’den günümüze 2 milyon varile kadar düşmüştür. Üretilen petrolün yüzde 80’nin alıcısı ABD olmasına rağmen Chavez ülkesinin ABD’ye olan bağımlılığını kırmayı amaçlamıştır. Bu amaçla da uluslararası pazarda Rusya ve Çin gibi yeni ticaret ortakları bularak bu oranı yüzde 40’lara düşürmeyi başarmıştır. Fakat yinede ABD 2013’te yani Chavez’in hayatını kaybettiği dönem de en büyük petrol alıcısı konumunda olmuştur. Chavez döneminde ülkedeki yoksulların eğitim, barınma ve sağlık gibi temel ihtiyaçları “misyon” adıyla anılan sosyal yardımlarla karşılanmış ve bu yardımların sermayesi de petrol gelirlerinden sağlanmıştır. Fakat 2013 yılından itibaren petrol gelirlerinde yaşanan düşüş ülke genelinde temel gıdalara ulaşamama gibi ekonomik anlamda sıkıntılar doğurmuş ve bunlar da çatışmalara neden olmuştur.

        2015 parlamento seçimlerinde MUN altında birleşen sağ kanat çoğunluğu sağlamıştır ve Maduro Kurucu Meclis aracılığıyla parlamentonun elinden yasama gücünü almaya çalışmıştır. Maduro Kurucu Meclis’i yeni bir anayasa oluşturmak için kurduğunu ifade etmiştir. Latin Amerika’nın en demokratik ve Chavez taraftarları tarafından sahiplenilen Chavez iktidarı zamanında hazırlanan 1999 Anayasası varken referanduma gidilmeden Kurucu Meclis tarafından anayasa oluşturma kararı büyük tepki almıştır. Bütün tepkilere rağmen Maduro seçime giderek yüzde 41 katılımla Maduro taraftarlarından oluşan bir Kurucu Meclis çıkarmıştır. Kurucu Meclis sağ kanat öncülüğündeki Ulusal Meclis’in yetkilerini askıya almış ve bu durum Maduro’nun meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmuştur. 2017 yılının ağustos ayında Trump yönetimi yaptığı açıklama ile Venezuela’daki Ulusal Meclisi tek meşru demokratik kurum olarak tanıdığını ve Maduro hükümeti adına ekonomik yaptırımlar yayınlayacağını duyurmuştur. Daha önce petrol sektörüne yönelik uygulanan ambargolardan sonra gelen ekonomik ambargolar ülkede içinden çıkılmaz ve adeta ülkeyi savaş alanına çeviren bir ekonomik krize neden olmuştur.

        Yaklaşık son beş yıllık dönemde çok büyük bir krizle başa çıkmaya çalışan Venezuela’da kendini geçiçi başkan ilan eden Juan Guaido’yu Trump yönetiminin tanımasının ardından Venezuela yeni bir krizle karşı karşıya kalmıştır. ABD’nin Juan Guaido’yu geçiçi başkan olarak tanımasının ardından Maduro ABD ile diplomatik ilişkileri kesmeye karar vermiş ve ABD’nin diplomatik temsilcilerinin ülkeyi terk etmesini istemiştir. Guaido 15 yaş gibi erken bir yaşta anti-Chavez hareketin içinde bulunmuş, 2007 yılında Chavez’in anayasal değişiklik için gittiği referandum sürecinde de öğrenci hareketlerinin öne çıkan isimlerinden biri olmuştur. Guaido Maduro’nun anayasal düzeni gasp ettiğini iddia ederek kendilerinin iktidara gelmeleri gerektiğini birçok kez ifade etmiş, halkı Maduro’ya karşı ayaklanması için sokaklara çağırmıştır. ABD dışında Juan Guaido’yu tanıyan ülkeler arasında AB ülkeleri, Kanada, Lima Grubu üyeleri yer almaktadır. Maduro hükümetini meşru kabul edip destekleyenler arasında ise Rusya, İran, Çin, Türkiye, Küba ve Bolivya yer almaktadır. Büyüyen ekonomisiyle en büyük petrol ithalatçısı olan Çin’in Venezuela’ya olan ilgisi Chavez’den günümüze kadar devam etmiştir. Çin Venezuela’nın altyapı yatırımından tarıma, askeri teçhizat satışından asker eğitimine kadar birçok alanda Venezuela’ya destek olmuştur. Bunlara ek olarak Çin Venezuela’ya krediler vermiş ve ödemelerde yaşanan gecikmelere rağmen taksitlendirmeler yapmış veya hibe etmiştir. Venezuela’da yaşanan bu krizi fırsat bilen ve dünyadaki en büyük yatırım gücüne sahip olan Çin aslında sadece Venezuela değil tüm Latin Amerika ülkelerindeki altyapı ve kalkınma projelerinin bir parçası olmayı hedeflemektedir. Çin’in bu hareketleri karşısında da Venezuela uluslararası arenada ‘Bir Kuşak Bir Yol’ gibi projelerini desteklemektedir. Rusya ise bu bölgede hava ve deniz üsleri kurmayı hedeflemektedir. Bu amaç uğruna da yaptığı tatbikatlarla kendi uçak ve silah sistemlerini Venezuela’nın askeri kuvvetlerine entegre etmeye çalışmaktadır. Rusya bölgede Çin ile birlikte ülkeye getirdiği teknoloji ile petrol çıkarmakta ve ülkenin ABD’ye olan bağımlılığını kırmaktadır. Venezuela’nın altın rafineri ihalesini İsviçre yerine Türkiye’ye vermesi Türkiye ile Venezuela’nın zaten olumlu olan ilişkilerini pekiştirmiştir. Buna ek olarak Türkiye ekonomik kriz sebebiyle yoksulluk çeken ülkeye gıda yardımları yapmaktadır.

 

5.SONUÇ

        Yaşanan siyasi ve ekonomik krizler Venezuela halkını büyük anlamda etkilemekte ve halk günümüzde sefalet içinde yaşamaktadır. Ülke genelinde yapılan anketlerde her 10 kişiden 8’inin yeterli gıdaya ulaşamamasından dolayı daha az yemek yediği,10 kişiden 6’sının aç karnına uyudukları, 10 kişiden 9’unun her gün düzenli yemek yiyemediği ve bu yüzden insanların demir, vitamin gibi önemli besin maddelerinden yoksun kaldığı ortaya çıkmıştır. 1961 yılında sıtma hastalığından kurtulan ilk ülkeyken günümüzde yaklaşık olarak 10 eyalette sıtma vakaları yeniden görülmektedir ve tedavi için kullanılacak ilaçlarda kıtlık yaşanmaktadır. Anketlerde gözler önüne serilen bu vahim tablo sebebiyle BM verilerine göre 3 milyon Venezuela vatandaşı ülkelerini terk ederek, Kolombiya, Ekvator, Şili, Brezilya ve Peru gibi ülkelere taşınmışlardır. Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez BM tarafından yapılan bu açıklamaların abartıldığını ve askeri darbeyi meşrulaştırmaya çalıştıklarını ifade etmiştir. Maduro Hükümeti ABD ile arasında yaşanan çatışmadan dolayı ortaya çıkan krizleri minimuma indirme adına Çin ve Rusya gibi ülkelerle yaptığı iş birlikler, ABD’nin rakip gördüğü bu iki ülkenin Latin Amerika’da bulunmasına ve ABD’nin bölgedeki nüfuzunun azalmasına neden olmaktadır. Yaşanan gelişmeler göstermektedir ki Maduro hükümetinin ABD’nin baskılarını dengelemek için Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkelerle iş birliği yapmaktan başka hiçbir şansı yoktur. ABD ülkedeki petrol rezervlerinin sosyalist bir yönetimin elinde olmasından dolayı Venezuela politikasından vazgeçmeyecek aynı kararlılıkla yoluna devam edecektir. ABD’nin esasen ülkeden beklentisi küresel hegemonik ilişkilere meydan okumayan uysal bir ülke olmasıdır. Ancak Bolivarcı görüşü benimseyen iktidarlar ülkeye hükmetmeye devam ettikçe ABD’nin bu beklentisi gerçekleşme olasılığı pek mümkün değildir.

 

KAYNAKÇA:

BAŞTÜRK, L. (2013). Chavez'i Nasıl Okumalı? DÜBAM , 9-15.

DİNÇER, D. (2017). Devlet-İçi Çatışma Analizi:Chavez ve Maduro Dönemlerinde Venezuela'da Politik Çatışmalar. 35-43.

KAYA, E. (2014). Hugo Chavez'in Petrol Politikası ve ABD. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi , 193-208.

YAĞCI, A. (2013). Petrol,Sınıf Çatışması ve Uluslararası Siyaset:Hugo Chavez Döneminde Latin Amerika ve Venezuela. 1-15.

(2019, Ocak 25) AA, Venezuela’da Krizin Anatomisi:

https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/venezuela-da-krizin-anatomisi/1374852

adresinden alınmıştır.

(2019, Ocak25) Gazete Duvar, Sekiz soruda Venezuela Krizi:

https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/01/25/sekiz-soruda-venezuela-krizi/

adresinden alınmıştır.

(2019, Ocak28) BBC, Venezuela krizi: 7 grafikle ülkede yaşananlar:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47026234#orb-banner adresinden

alınmıştır.

(2019, Şubat 5) BBC, Venezuela krizi: Hangi ülke, kimi destekliyor?:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47126374#orb-banner adresinden

alınmıştır.

(2019, Ocak24) BBC, Nicolas Maduro kimdir: Belediye otobüsü şoförlüğünden Venezuela Devlet Başkanlığına:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46989649 adresinden alınmıştır.

YILDIZOĞLU, E. (Ocak, 2019). BBC, Venezuela krizi: Ülke nasıl bu duruma geldi?:

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47019657 adresinden alınmıştır.

 

Tuğçe KÖKÜSOY

YAZAR HAKKINDA

Güney Güvenlik Okulu Amerika Masası Sorumlusu.